Masumiyet 2. Bölüm

Her insanın ay gibi bir birinden farklı iki yüzü varmış; bir yanı aydınlık diğer yanı kapkaranlık.. Şimdi bir yanım çok aydınlık, apaydınlık… Acı verecek kadar aydınlık.. Seni bu aydınlıkta ilk kez görüyorum... Sen benim değilmişsin, bunu en çok bu aydınlıkta görüyorum… Benim olan sende yaşam bulan ve tekrar bana yansıyan kendi kişiliğim, benim kutsal sevgim.. şimdi daha iyi anlıyorum.. Senin sahibin kararmış gönlün, acıların, dününden bugününe ve yarınına miras kalan talihsiz karşılaşmaların, düş kırıklıklarınla dolu günlerinin siyaha bürünmüş halleri… Sen kendi karanlık yönlerini seviyorsun her kendine yol alışlarında ya da sevmek-sevilmek isteyipte sevilememenin veya sevememenin acılarından haz alıyorsun.. Sen kendini üzen duygularını, kendi karanlıklarındaki alaycı acılarını seviyorsun durmadan..
Sen, seni sevenleri sevemedin.. Ulaşılmaz sandıklarına da sahip olunca yeni oyunlarda, yeni başlangıçlardaydın.. Sanki bir idâaya giripte, kazanmanın sarhoşluğuyla elindeki sana boyun eğen yüreklerin masumiyetlerini ayaklar altına savruluşlardaydın... Sen imkansızlığı seviyorsun, ve imkansızlığın sana çektirdiği ölümcül acılar ile ısırğan oyunları seviyorsun.. Oysa hayat bu değil.., sevmek bu değil.. Sevmek insanın kendine çekilmesidir.. Sevmek insanın çekildiği yerde sevdiğine baş eğmesidir.. Sevmek, insanın yıllardır unuttuğu kendisine dönmesidir.. Sevmek insanın yıllar sonra döndüğünde gördüğü şeye gönül rahatlığıyla inanmasıdır...