Neden başarılı olmak zorundayız, neden kendimizi değerli hissedebilmek için bunca çaba harcamak zorundayız?
Kendini değersiz, başarısız hisseden 40'lı yaşlarında bir kadın danışanıma nasıl bir kadın olmayı istediğini sorduğumda şu yanıtı verdi:
Çok iyi bir şirkette yönetici pozisyonunda çalışan, evli, iyi bir ilişkisi olan, en az bir çocuk sahibi bir kadın olmak isterdim.
İş dışındaki zamanını, gününü; kendi istek ve arzularına uygun olarak düzenleyebilen, dışa dönük, yardımsever biri olabilmek.
Karşısındakini anlayabilmenin yanında, kimsenin söylediklerinden de çok fazla etkilenmeyen, öz güveni yüksek, gerektiğinde daha çok kendini düşünen bir kadın olmak.
Neşeli, hareketli, sportif, bedensel olarak da fit olabilmek aynı zamanda.
Kendini değersiz, başarısız hisseden 40'lı yaşlarında bir kadın danışanıma nasıl bir kadın olmayı istediğini sorduğumda şu yanıtı verdi:
Çok iyi bir şirkette yönetici pozisyonunda çalışan, evli, iyi bir ilişkisi olan, en az bir çocuk sahibi bir kadın olmak isterdim.
İş dışındaki zamanını, gününü; kendi istek ve arzularına uygun olarak düzenleyebilen, dışa dönük, yardımsever biri olabilmek.
Karşısındakini anlayabilmenin yanında, kimsenin söylediklerinden de çok fazla etkilenmeyen, öz güveni yüksek, gerektiğinde daha çok kendini düşünen bir kadın olmak.
Neşeli, hareketli, sportif, bedensel olarak da fit olabilmek aynı zamanda.
Yani kendi ölçütlerine, kriterlerine göre (aslında toplumsal beklentilere uygun) mükemmel bir kadın olmak istiyor o.
Bütün bunları yapabilen birini tanıyıp tanımadığını sorduğumda, çevresinde böyle kimse olmadığını söyledi.
Benim çevremde de böyle biri yok.
Bütün bunları yapabilen birini tanıyıp tanımadığını sorduğumda, çevresinde böyle kimse olmadığını söyledi.
Benim çevremde de böyle biri yok.
Üstelik ben de böyle biri değilim, bir erkek olarak.
Ne kendime olan güvenim çok üst düzeyde ne zamanımı her defasında çok iyi ve yararlı bir şekilde düzenleyebiliyorum ne de etrafımdakilerin yaptığı eleştirilerden, benimle ilgili söylediklerinden hiç etkilenmeyen biriyim.
Sportif de değilim, fit de.
Zaman oluyor ki telefonumu çocuklarım ve danışanlarım dışında günlerce kimse çaldırmamış oluyor.
Ama kendimi değersiz ya da başarısız hissetmiyorum.
Danışanım da ben de üç aşağı beş yukarı benzer koşullardayız anlayacağınız.
Yani yukarıda sayılan özelliklerin hepsinden, yalnızca belli bir oranda var ikimizde de.
Danışanımın ilişkisi var ama ideal değil örneğin, fit değil ama beğenilmeyecek bir kadın da değil, çok iyi bir şirkette çalışmıyor ama orta halli bir şirkette iyi bir yönetici ve işini severek yapıyor.
Etrafı tarafından biraz soğuk bulunduğunu söylüyor ama iyi ve kötü; dostluklara da sahip.
Benzer yaşam koşullarında olmamıza ve benim kendimi değersiz ve başarısız hissetmiyor olmama rağmen, o neden kendini bu kadar başarısız ve değersiz hissediyor?
Demek ki içinde bulunduğumuz durum kadar, o duruma nasıl bir mana atfettiğimiz, o durumu nasıl yorumladığımız da önemli.
Başarıyı nasıl tanımladığımız, kendimizi değerli hissedebilmek için koyduğumuz standartlar, kendimizden beklentilerimiz, başkalarının bizi nasıl gördüğüne atfettiğimiz değer; bütün bunlar kendimizi başarılı ve değerli, sevilmeye layık bir insan hissetmemizi belirleyen etmenler.
Ben Nietzsche'ci bir tutumla bir adım daha geriye giderek, başka bir soru sormak istiyorum:
Neden başarılı olmak zorundayız, neden kendimizi değerli hissedebilmek için bunca çaba harcamak zorundayız?
Yukarıdaki bütün kriterlere bakalım, hepsinin içinde bulunduğumuz kapitalist düzenin bizden iyi birer tüketici olmamız için beklediği şeyler olduğunu görebiliriz.
Yeterince para harcayabilmemiz için iyi bir şirkette, iyi bir konumda çalışmak olmazsa olmaz koşul.
Dışa dönük, neşeli, sosyal olun ki arkadaşlarınızla restoranlarda, barlarda buluşup yiyip-içip tüketin.
Özgüveninizi, neşenizi korumak, ilişkilerinizde kimseden etkilenmeden bencil olabilmeyi öğrenmek için terapisten terapiste koşun, gerekirse antidepresan kullanın.
Fit olabilmek çin saatlerce spor salonlarından çıkmayın.
Yaşın getirdiklerine karşı koyabilmek için estetikçilerin tezgahından geçin.
Çocuklarınızı mutlaka en pahalı kolejlere gönderin.
Pahalı tatillere gidin ve bunları mutlaka başkalarına anlatın ki, bütün bu işkencenin bir manası olsun.
Bir başkasının görmediği başarılarınızın ne önemi olabilir ki, değil mi?
Evet seçim sizin; isterseniz her şeye rağmen bu yarışa kendinizi kaptırıp ne olursa olsun sizden daha iyi, daha güzel, daha başarılının olduğu bir dünyada kendinizi başarısız, değersiz, mutsuz hissetmeye devam eder, kısa süreli tatminlerle yetinirsiniz (Bu davetteki en şık ayakkabı bende ya da; Şu kadına bak ne kadar rüküş vb.) ya da kendinizi, nasılsanız öyle kabul edebilmek için belli bir süre için can sıkıntısı ve daha az heyecana tahammül etmeyi öğrenmek için çaba sarf etmeye başlarsınız.
Ne kendime olan güvenim çok üst düzeyde ne zamanımı her defasında çok iyi ve yararlı bir şekilde düzenleyebiliyorum ne de etrafımdakilerin yaptığı eleştirilerden, benimle ilgili söylediklerinden hiç etkilenmeyen biriyim.
Sportif de değilim, fit de.
Zaman oluyor ki telefonumu çocuklarım ve danışanlarım dışında günlerce kimse çaldırmamış oluyor.
Ama kendimi değersiz ya da başarısız hissetmiyorum.
Danışanım da ben de üç aşağı beş yukarı benzer koşullardayız anlayacağınız.
Yani yukarıda sayılan özelliklerin hepsinden, yalnızca belli bir oranda var ikimizde de.
Danışanımın ilişkisi var ama ideal değil örneğin, fit değil ama beğenilmeyecek bir kadın da değil, çok iyi bir şirkette çalışmıyor ama orta halli bir şirkette iyi bir yönetici ve işini severek yapıyor.
Etrafı tarafından biraz soğuk bulunduğunu söylüyor ama iyi ve kötü; dostluklara da sahip.
Benzer yaşam koşullarında olmamıza ve benim kendimi değersiz ve başarısız hissetmiyor olmama rağmen, o neden kendini bu kadar başarısız ve değersiz hissediyor?
Demek ki içinde bulunduğumuz durum kadar, o duruma nasıl bir mana atfettiğimiz, o durumu nasıl yorumladığımız da önemli.
Başarıyı nasıl tanımladığımız, kendimizi değerli hissedebilmek için koyduğumuz standartlar, kendimizden beklentilerimiz, başkalarının bizi nasıl gördüğüne atfettiğimiz değer; bütün bunlar kendimizi başarılı ve değerli, sevilmeye layık bir insan hissetmemizi belirleyen etmenler.
Ben Nietzsche'ci bir tutumla bir adım daha geriye giderek, başka bir soru sormak istiyorum:
Neden başarılı olmak zorundayız, neden kendimizi değerli hissedebilmek için bunca çaba harcamak zorundayız?
Yukarıdaki bütün kriterlere bakalım, hepsinin içinde bulunduğumuz kapitalist düzenin bizden iyi birer tüketici olmamız için beklediği şeyler olduğunu görebiliriz.
Yeterince para harcayabilmemiz için iyi bir şirkette, iyi bir konumda çalışmak olmazsa olmaz koşul.
Dışa dönük, neşeli, sosyal olun ki arkadaşlarınızla restoranlarda, barlarda buluşup yiyip-içip tüketin.
Özgüveninizi, neşenizi korumak, ilişkilerinizde kimseden etkilenmeden bencil olabilmeyi öğrenmek için terapisten terapiste koşun, gerekirse antidepresan kullanın.
Fit olabilmek çin saatlerce spor salonlarından çıkmayın.
Yaşın getirdiklerine karşı koyabilmek için estetikçilerin tezgahından geçin.
Çocuklarınızı mutlaka en pahalı kolejlere gönderin.
Pahalı tatillere gidin ve bunları mutlaka başkalarına anlatın ki, bütün bu işkencenin bir manası olsun.
Bir başkasının görmediği başarılarınızın ne önemi olabilir ki, değil mi?
Evet seçim sizin; isterseniz her şeye rağmen bu yarışa kendinizi kaptırıp ne olursa olsun sizden daha iyi, daha güzel, daha başarılının olduğu bir dünyada kendinizi başarısız, değersiz, mutsuz hissetmeye devam eder, kısa süreli tatminlerle yetinirsiniz (Bu davetteki en şık ayakkabı bende ya da; Şu kadına bak ne kadar rüküş vb.) ya da kendinizi, nasılsanız öyle kabul edebilmek için belli bir süre için can sıkıntısı ve daha az heyecana tahammül etmeyi öğrenmek için çaba sarf etmeye başlarsınız.
Haber Kaynağım :
Radikal Gazetesi köşe yazarı
DR. ALPER HASANOĞLU makalesidir.
http://www.radikal.com.tr/
