Cinsiyet Ayrımcılığı ve Kadın İstihdam Paketi


Kadını sosyal hayattan tecrit ederek özgürlüğünün sadece ev ile sınırlı olması gerektiğine inanan, ayrıca çocuk  bakım yükümlülüğünü tek başına kadının üzerine yıkarak, bu doğrultuda   yasal düzenlemeler yapan bir  anlayış,  ne yazık ki  kadını, hem iş hayatından, hem de sosyal hayattan günden güne uzaklaştırmaktadır.

Her şey bir yana, kadına yönelik bu bakış açısı ve zihniyet değişmediği sürece,  toplumda neredeyse  her gün yaşanan kadına yönelik şiddetin azalması da  mümkün değildir.

Zaten  20.03.2012 tarihinde kabul edilen ve son derece radikal düzenlemeler getiren  Ailenin Korunması ve Kadına Karşı şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna rağmen, resmi kayıtlara göre, 2012 yılında 165 kadın öldürülmüş, 150 kadına tecavüz edilmiş, 210 kadın yaralanmış ve 137 kadın ise taciz edilmiştir.

Bugüne kadar Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri  konusunda, daha çok hukuk  ekseninde  çözümler üretilmeye çalışılmıştır. 

Ancak alınan tedbirler ve verilen cezalar ne kadar arttırılırsa arttırılsın, bu düzenlemelerin sorunu çözmeye yetmediği, ne yazık ki basında yer alan kadına yönelik şiddet ve cinayet haberlerinden de açıkça anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla kadına uygulanan şiddet, sadece kriminal bir sorun olarak algılandığı, şiddetin temelinde yatan ataerkil zihniyet sorgulanmadığı sürece, bu sorunun köklü bir çözümünün mümkün olmayacağı aşikardır.

Sorunun temelden çözülebilmesi için; toplumumuzda kadınlara karşı sahip olunan geleneksel tavrın mutlaka sorgulanması, belki de ilköğretimden başlayacak bir eğitim formasyon süreci ile toplumsal değerlerin yeniden tanımlanması, ayrıca cinsiyetçi yasal düzenlemelerin de elden geçirilmesi,  son derece elzemdir.

Kadınlara Müjde!

 Başbakan Erdoğan’ın üç çocuk teşvikini  hayata geçirmek için çalışma başlatan iktidarın, bu konuya ilişkin yasa tasarısı, bir süredir yazılı ve görsel basında konuşulup, tartışılmaktadır. 

Kadın istihdam paketi adı altında hazırlanan bu  tasarı,  aslında  iktidarın kadına bakış açısını göstermesi açısından bir hayli  önemlidir.

 Pakette yer alan; kadınların doğum izninin 18 haftaya çıkartılması, işyerlerinde kreş  açılması, kreş yardımı, doğumdan itibaren 69 ay süre İle devlet memuru kadınların yarı zamanlı çalışması, annelerin doğum borçlanması hakkının 2'den 3'e yükseltilmesi  gibi düzenlemeler, her ne kadar kulağa hoş gelse de, acaba durum gerçekte böyle midir?

Her şeyden evvel, tasarıda kamuda kreş zorunlu hale getirilecek denilse de, işverenin kreş açma yükümlülüğünün adım adım yok edildiği dönem, yine AKP dönemi olmuştur.

Ayrıca hükümetin çalışan kadınlara yönelik olarak çocuk başına aylık ödeneceği söylenen kreş desteğinin de, gelir ve eğitim gibi belli kriterlere bağlanmış olması nedeniyle, bu yardıma erişim de oldukça sınırlı olacaktır. 

Şayet kadın istihdamının arttırılması  konusunda hükümet  gerçekten ciddi ise, neden ücretsiz kreşler açmayıp da bunun yerine   “kreş yardımı” ile yetindiğini anlamak da pek mümkün değildir.

Halbuki, her ne kadar amaç iyiniyetli dahi  olsa,  iş ve aile yaşamını dengeleyen bir alt yapı hazırlanmadan yapılan düzenlemeler, kadın istihdamını uzun vadede daha da aşağı çekecektir.   

Burada devlete düşen görev, tüm sorumluluğu kadının üzerine yıkarak, kadını eve kapatacak yasal düzenlemeler yapmak yerine,  kararlı bir politika uygulayıp  alt yapıyı hazırlayarak, kreş, çocuk bakım evi ve diğer birimlerin kurulmasını sağlamak ve böylece kadının aile ve iş yaşantısını uyumlu hale getirmek olmalıdır.

Çalışan anneler için  bir düzenlemede, doğum izni sonrasında  esnek  çalışma imkanının sağlanacak olmasıdır.

Böylece kadınlar, bir yandan  geleneksel rollerini yerine getirirken, bir yandan da esnek çalışma sistemi içerisinde yer alacaklardır.

Aslında ilk etapta  olumlu gibi  görünen bu düzenleme, uzun vadede düşünüldüğünde, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini artıracak, dahası kadının ayrı bir birey olarak değil de, ikincil iş gücü olmasına  neden olacaktır.

Bu düzenlemenin zamanla,  kadın çalışanların yerine, erkeklerin ikame edilmesine yol açması ise işten bile değildir.

Ayrıca söz konusu taslakta, eşlerin ikisi de çalışıyorsa, yarı zamanlı istihdamın ancak  biri tarafından kullanılabileceğinden bahsedilmektedir. 

Kimin esnek çalışacağına ise eşler karar verecektir. Oysa birçok Avrupa ülkesinde birbirine devredilemeyen ebeveyn izni hakkı bulunmaktadır.

Çocuk bakımının kadınların asli işi olarak görüldüğü ülkemizde ise, eşler arasında tercihin kimin tarafında kullanılacağı da,  eminim herkes tarafından tahmin edilebilir.

Dolayısıyla  ilgili bakanlıkların ve hükümetin ortak çalıştıkları yasa paketi her ne kadar çalışan kadının lehine görünse de,   uzun vadede çalışan kadının statüsü ve ekonomiye katkısı anlamında aleyhine olabilecek düzenlemeler içermektedir. 

Ayrıca, çocuk bakım yükümlülüğünün tamamen kadının üzerine bırakıldığı bu  düzenlemenin,  bir zaman sonra kadını tamamen  eve kapatarak, iş ve sosyal hayattan elini eteğini çekmesine yol açması ise,  hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Halbuki, çocuk bakımını sadece kadının üzerine bırakmak  yerine, bu sorumluluğu  anne baba ve devlet arasında paylaştırmak, kadınların iş ve toplumsal hayatta layık oldukları konuma sahip olabilmeleri açısından çok daha önemlidir. 

Madem ki çocuk sahibi olmak, hem anne, hem de baba için eşit bir hak ve sorumluluktur, o halde tüm sosyal politikaların kadınla erkek arasındaki fırsat eşitliğini göz önünde bulundurularak hazırlanması, birbirine devredilmeyen ebeveyn izninin  anne ve babaya verilmesi, doğum sonrası kreş ve bakım hizmetlerinin arttırılarak ücretsiz hale getirilmesi, özellikle işverenlerin doğum ve çocuk sebebiyle kadınları dezavantajlı olarak görmeyeceği düzenlemelerin  yapılması, eşitlik ve kadın istihdamı adına  son derece önemli adımlar olacaktır.

Unutulmamalıdır ki; bir toplumda kadın,  birey  olarak dikkate alınmadıkça, o toplumda gerçek bir  kadın erkek eşitliğinden ve  demokrasiden söz edilmesi  mümkün değildir.

Haber Kaynağım :
TurkTime gazetesi köşe yazarı Sibel Kızılkaya İtkü haber yazısıdır.
http://www.turktime.com/