MİNE ALPAY GÜN, TARİHTEN BUGÜNE, İSLAM COĞRAFYASINDAN TÜRKİYE’YE TOPLUMA HİZMET ETMİŞ KADIN KAHRAMANLARI KADIN FOTOĞRAFLARI ADLI KİTABINDA OKURUN DİKKATİNE SUNUYOR.
Medeniyetlerin gelişmesinde kadınların rolünün ne derece etkin olduğuyla ilgili yeterli eserlerin bulunduğunu söyleyebilmek hayli güç.
Hatta, dünya tarihinin gelişimiyle ilgili kaynaklara göz atıldığında hemen her şeyin erkeklerin eseri olduğu kanaatine hakim olmak bile mümkün.!
Bu durum İslam tarihi ile ilgili eserler için de geçerli. Oysa İslam tarihine farklı bir gözle baktığımızda kadınlarımızın tarihten günümüze birçok zaman dilimi içerisinde insanlık için birer etkin örnek şahsiyet olduğunu görürüz.
İşte Mine Alpay Gün, Kadın Fotoğrafları’nda bu gerçeği gözler önüne seriyor. İslam’ın ilk yıllarından günümüze kadar hızla bir film şeridi gibi kadınlarımızın toplumdaki öncü rollerine dikkat çekiyor.
Mine Alpay Gün, kitabı yazma serüveninin ilkokul yıllarında Varto’lu bir Anadolu kadınının okullarını ziyaretleri esnasında ona yöneltilen bakışlardaki küçümsemeden doğduğunu belirtiyor; “O,’Varto’lu kadın’ın okulumuzu ziyareti ile insanların uzaydan gelmiş bir yaratığı izler gibi ötekileştirmesine tanık oldum, farklı olana acımasızca yapılan linçe isyan ettim.”
Kitabın içeriği daha ziyade Anadolu’dan kadın fotoğrafları olarak tasarlanmış olsa da; kitapta Anadolu kadınının ruh dünyasının kökleri İslam tarihi içindeki bazı önemli kadın şahsiyetlere kadar uzatılmış ve yer yer bazı simalarla da özdeşleştirilmiş.
İSLAM TARİHİNDE ÖNCÜ KADINLAR
Yaklaşık üç yüz sayfa olan kitabın ilk yetmiş beş sayfası Hz.Ebubekir’in kızı Esma’yla başlayan “tarihi simalar”a ayrılmış.
İslam’ın vakarına sahip bir şahsiyet olan Esma, türlü çilelere göğüs gerer ve hakikat adına yanlışlara baş kaldırmaktan çekinmez;
“Esma’nın devrimci ruhu, yerleşik câhilî dinin baskılarına karşı koyacak kadar büyüktür.”
“Halife kızı olması ve halife annesi olması, kocasının da ön planda olması ile Esma hep siyasetin içindedir.”
Siyaset yani hayatın içinde aktif şekilde bulunmak, bu alanda erkeklerden geri kalmamaya bir başka örnek ise Abbasi Halifesi Mehdi Billahı’nin eşi Hayrüzan’dır.
Devleti eşi Mehdi’nin değil, onun yönettiği söylenirdi.
Yoksulları yedirip giydirdi. İmar işleriyle de ilgilendi. Ama asıl şöhretini siyasette duyuran Hayrüzan, Şark kadını için düşünülen ‘kafes arkasında hapis hayatı yaşar’ algısını çürüttü.”
İslam’ın varlık ve yayılma dönemlerinde yaşanan savaşlarda kadınların rolü ise oldukça fazladır. Rüfeyde el-Ensariyye buna en iyi örneklerden biridir.
Hendek savaşında hem bir savaşçı, hem bir hemşire, doktor hem de bir başhekim gibi kurulan seyyar hastaneyi yönetmiştir.
İslam’ın öncü kadınları “Sadece cami, medrese, mektep, imaret, kütüphane, tekke, türbe yaptırmakla kalmayıp insanlığa âbidevî hastaneler de armağan etmişlerdir.
Değil bütün Müslüman kadınları anmak, sadece Türk topraklarında hastane kuran hanımlar için bile ciltler dolusu kitap yazmak gerekir.”
KADINLAR NEDEN SİYASETTEN UZAK DURDU?
“Bir Selçuklu Prensesi olan Gevher Nesibe Hatun’un ismi, bilime yaptığı hizmetlerden ötürü taçlandırılmıştı. Dünyanın ilk tıp fakültesini kuran kişi olarak kabul ediliyordu”
Kitabında yer yer kişisel güncel yorumlara da yer veren yazar, İslam uygarlığında kadınların iktidarı arzu etmeyişinin nedenlerine farklı bir pencereden bakıyor;
“İslam uygarlığında, kadına iktidar bırakılmadığı yargısı hakimdir. Tarih boyunca örnekleri görülse de asıl neden, o ‘meşhur hadis’ değil aslında.
İktidar için erkek kardeşlerin kıran kırana kavga verdiği bir ortamda, kadınlar kenara çekilmiştir sürekli”
İslam tarihinden, Osmanlı-Türk tarihine geçildiğinde de kadınların yönetimlerde ve çeşitli sosyal alanlardaki etkinliklerinin oldukça yüksek olduğu görülür. Bunda en önemli etken kadınların dini ve ilmi eğitimlerine önem verilmesiydi.
“İlber Ortaylı’nın değişiyle ulema kızlarının Osmanlı toplumundaki ortalamanın üstünde eğitim gördükleri, babaları ve kocaları tarafından şımartıldıkları anlaşılmaktadır.”
OSMANLI’DAN BUGÜNE HİZMET EHLİ KADINLAR
“Tahsilli Osmanlı kadınları, güzel sanatlarla özellikle şiirle ilgilenirlerdi.” Kadınların eğitimine önem konusunda en mühim örneklerden birisi de Mevlana’dır.
“Mütefekkirliğinin yanı sıra çevresindeki kadınlarla da ünlüdür Hz. Mevlana. Anneciği Münire Hâtun. Kızı Melike Hâtun. Bir öğrencisi gibi itina ile yetiştirdiği gelini Fatıma Hâtun. Bugün adına kitaplar yazılan Kimyâ Hâtun, Kerra Hâtun.”
Kitabın ikinci bölümünde ise “Direnç Kaleleri” ana başlığıyla Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran ve ebedi hayata göç eden İslami gayretleriyle tanınmış simalara yer verilmiş.
Bu bölümün ilk iki konusu seksenli yılların en etkin mücahidesi olan Süreyya Yüksel’e ayrılmış;
“O İstanbul Üniversitesi Astronomi Bölümü’nde okudu fakat örtü yasağı gelince son sınıfta bıraktı. Tefsir dersleri veriyordu.”
Yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek elli iki yaşında hayata gözlerini yuman Süreyya Yüksel, yine o yıllarda yaşanan kardeş kavgasına kurban olan kardeşi Metin Yüksel ve babası tanınmış alim Sadrettin Yüksel’in Edirnekapı’daki mezarlarına komşu olmuştu.
Süreyya Yüksel gibi Rabia Hanım, Yaşar Hoca Hanım, Veliye Tur, Nurulhak Saatçioğlu da İslami camianın yakından tanıdığı ve İslami hizmetleriyle tanıdığı isimler.
İstanbul’un sufi kadınları da kitapta bahis konusu ediliyor ve onların dini eğitim alanında gösterdiği gayretler kayıt altına alınıyor.
Mine Alpay Gün, kitabın son bölümünü ise Anadolu’nun içinde bulunduğu toplumsal manzaraya ayırmış.
Yoksulluk, bu yoksulluğa rağmen dik durma gayreti içerisindeki Anadolu insanının geleceğinin örülmesinde kadınlarımızın yaşadıkları, çektiği çileler, karşılaştıkları sorunlar kesitler sunulmuş okuyucuya.
Terörün yüzü, Doğu’nun makus talihi, parçalanmış aileler, evlatlarını kaybetmiş anaların acıları, ocaklara düşen yangın dramatik bir üslupla dile getiriliyor.
.Medeniyetlerin gelişmesinde kadınların rolünün ne derece etkin olduğuyla ilgili yeterli eserlerin bulunduğunu söyleyebilmek hayli güç.
Hatta, dünya tarihinin gelişimiyle ilgili kaynaklara göz atıldığında hemen her şeyin erkeklerin eseri olduğu kanaatine hakim olmak bile mümkün.!
Bu durum İslam tarihi ile ilgili eserler için de geçerli. Oysa İslam tarihine farklı bir gözle baktığımızda kadınlarımızın tarihten günümüze birçok zaman dilimi içerisinde insanlık için birer etkin örnek şahsiyet olduğunu görürüz.
İşte Mine Alpay Gün, Kadın Fotoğrafları’nda bu gerçeği gözler önüne seriyor. İslam’ın ilk yıllarından günümüze kadar hızla bir film şeridi gibi kadınlarımızın toplumdaki öncü rollerine dikkat çekiyor.
Mine Alpay Gün, kitabı yazma serüveninin ilkokul yıllarında Varto’lu bir Anadolu kadınının okullarını ziyaretleri esnasında ona yöneltilen bakışlardaki küçümsemeden doğduğunu belirtiyor; “O,’Varto’lu kadın’ın okulumuzu ziyareti ile insanların uzaydan gelmiş bir yaratığı izler gibi ötekileştirmesine tanık oldum, farklı olana acımasızca yapılan linçe isyan ettim.”
Kitabın içeriği daha ziyade Anadolu’dan kadın fotoğrafları olarak tasarlanmış olsa da; kitapta Anadolu kadınının ruh dünyasının kökleri İslam tarihi içindeki bazı önemli kadın şahsiyetlere kadar uzatılmış ve yer yer bazı simalarla da özdeşleştirilmiş.
İSLAM TARİHİNDE ÖNCÜ KADINLAR
Yaklaşık üç yüz sayfa olan kitabın ilk yetmiş beş sayfası Hz.Ebubekir’in kızı Esma’yla başlayan “tarihi simalar”a ayrılmış.
İslam’ın vakarına sahip bir şahsiyet olan Esma, türlü çilelere göğüs gerer ve hakikat adına yanlışlara baş kaldırmaktan çekinmez;
“Esma’nın devrimci ruhu, yerleşik câhilî dinin baskılarına karşı koyacak kadar büyüktür.”
“Halife kızı olması ve halife annesi olması, kocasının da ön planda olması ile Esma hep siyasetin içindedir.”
Siyaset yani hayatın içinde aktif şekilde bulunmak, bu alanda erkeklerden geri kalmamaya bir başka örnek ise Abbasi Halifesi Mehdi Billahı’nin eşi Hayrüzan’dır.
Devleti eşi Mehdi’nin değil, onun yönettiği söylenirdi.
Yoksulları yedirip giydirdi. İmar işleriyle de ilgilendi. Ama asıl şöhretini siyasette duyuran Hayrüzan, Şark kadını için düşünülen ‘kafes arkasında hapis hayatı yaşar’ algısını çürüttü.”
İslam’ın varlık ve yayılma dönemlerinde yaşanan savaşlarda kadınların rolü ise oldukça fazladır. Rüfeyde el-Ensariyye buna en iyi örneklerden biridir.
Hendek savaşında hem bir savaşçı, hem bir hemşire, doktor hem de bir başhekim gibi kurulan seyyar hastaneyi yönetmiştir.
İslam’ın öncü kadınları “Sadece cami, medrese, mektep, imaret, kütüphane, tekke, türbe yaptırmakla kalmayıp insanlığa âbidevî hastaneler de armağan etmişlerdir.
Değil bütün Müslüman kadınları anmak, sadece Türk topraklarında hastane kuran hanımlar için bile ciltler dolusu kitap yazmak gerekir.”
KADINLAR NEDEN SİYASETTEN UZAK DURDU?
“Bir Selçuklu Prensesi olan Gevher Nesibe Hatun’un ismi, bilime yaptığı hizmetlerden ötürü taçlandırılmıştı. Dünyanın ilk tıp fakültesini kuran kişi olarak kabul ediliyordu”
Kitabında yer yer kişisel güncel yorumlara da yer veren yazar, İslam uygarlığında kadınların iktidarı arzu etmeyişinin nedenlerine farklı bir pencereden bakıyor;
“İslam uygarlığında, kadına iktidar bırakılmadığı yargısı hakimdir. Tarih boyunca örnekleri görülse de asıl neden, o ‘meşhur hadis’ değil aslında.
İktidar için erkek kardeşlerin kıran kırana kavga verdiği bir ortamda, kadınlar kenara çekilmiştir sürekli”
İslam tarihinden, Osmanlı-Türk tarihine geçildiğinde de kadınların yönetimlerde ve çeşitli sosyal alanlardaki etkinliklerinin oldukça yüksek olduğu görülür. Bunda en önemli etken kadınların dini ve ilmi eğitimlerine önem verilmesiydi.
“İlber Ortaylı’nın değişiyle ulema kızlarının Osmanlı toplumundaki ortalamanın üstünde eğitim gördükleri, babaları ve kocaları tarafından şımartıldıkları anlaşılmaktadır.”
OSMANLI’DAN BUGÜNE HİZMET EHLİ KADINLAR
“Tahsilli Osmanlı kadınları, güzel sanatlarla özellikle şiirle ilgilenirlerdi.” Kadınların eğitimine önem konusunda en mühim örneklerden birisi de Mevlana’dır.
“Mütefekkirliğinin yanı sıra çevresindeki kadınlarla da ünlüdür Hz. Mevlana. Anneciği Münire Hâtun. Kızı Melike Hâtun. Bir öğrencisi gibi itina ile yetiştirdiği gelini Fatıma Hâtun. Bugün adına kitaplar yazılan Kimyâ Hâtun, Kerra Hâtun.”
Kitabın ikinci bölümünde ise “Direnç Kaleleri” ana başlığıyla Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran ve ebedi hayata göç eden İslami gayretleriyle tanınmış simalara yer verilmiş.
Bu bölümün ilk iki konusu seksenli yılların en etkin mücahidesi olan Süreyya Yüksel’e ayrılmış;
“O İstanbul Üniversitesi Astronomi Bölümü’nde okudu fakat örtü yasağı gelince son sınıfta bıraktı. Tefsir dersleri veriyordu.”
Yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek elli iki yaşında hayata gözlerini yuman Süreyya Yüksel, yine o yıllarda yaşanan kardeş kavgasına kurban olan kardeşi Metin Yüksel ve babası tanınmış alim Sadrettin Yüksel’in Edirnekapı’daki mezarlarına komşu olmuştu.
Süreyya Yüksel gibi Rabia Hanım, Yaşar Hoca Hanım, Veliye Tur, Nurulhak Saatçioğlu da İslami camianın yakından tanıdığı ve İslami hizmetleriyle tanıdığı isimler.
İstanbul’un sufi kadınları da kitapta bahis konusu ediliyor ve onların dini eğitim alanında gösterdiği gayretler kayıt altına alınıyor.
Mine Alpay Gün, kitabın son bölümünü ise Anadolu’nun içinde bulunduğu toplumsal manzaraya ayırmış.
Yoksulluk, bu yoksulluğa rağmen dik durma gayreti içerisindeki Anadolu insanının geleceğinin örülmesinde kadınlarımızın yaşadıkları, çektiği çileler, karşılaştıkları sorunlar kesitler sunulmuş okuyucuya.
Terörün yüzü, Doğu’nun makus talihi, parçalanmış aileler, evlatlarını kaybetmiş anaların acıları, ocaklara düşen yangın dramatik bir üslupla dile getiriliyor.

Eserin Adı : Kadın Fotoğrafları
Eserin Yazarı :Mine Alpay Gün
Eserin Yayın Evi : Beyan Yayınları
Haber Kaynağım :
Bu inceleme SEMİHA KAVAK tarafından kaleme alınmıştır.
http://haber.stargazete.com/
