Bu ülkede kadın olmak; acı dolu bilinmez kadın hikayelerinden biri olmaktır.
Çoğunluğunu aynı cinsten oldukları Hülyalar, Banular, Tansular, Emineler gibi kendilerinin ve yakınlarının dertlerini, sıkıntılarını her daim gündem konusu yapamayan kadınlar oluşturur.
Üstelik tanınmış, onlara oranla çok daha şanslı bu ünlü kadınlar hiç olmazsa hemcinslerinin bile temsili görevini ucundan kıyısından yapamamışlardır.
Terkedilmiş, sözcüsüz kalmış "Türkiye'de kadın olmak" hikayeleri, o tek tük ana haber bültenlerinin özel bölümlerinde (şaka gibi!) hayatımıza uğrar ve geçer.
Diğerleri gibi üzerinde durulması gibi de bir şansları yoktur!
Üzerinden öyle çok zamanında geçmediği, iste bu haberlerden birinde tam da "Türkiye'de kadın olmak" mevzusunun ortasından yer bulan bir haber meselenin idrakinde belki bize yardımcı olacaktır.
Bir kadın düşünün! yaşamın zorluğundan, erkek egemen baskısından, savunusunu bile yapmayı bilemediği zorunlu, çağ dışı namus bilincinden dolayı henüz yirmili yaşlarında, bilindik ama gidilmedik bir Anadolu köyünde,geçimsizlik nedeni ile eşinden ayrılarak dul kalmış genç bir kadın...
Ve düşünmeye devam edin! Genç ve güzel olmanın, aynı zamanda erkeksiz, kadınlık denilen şeyin eksik etek, güdülmesi gereken bir saçı uzun aklı kısa olma hüneri kabul edildiği yoz bir kültürde...
İşte tüm bu oldu-bittinin haksız kurallarla belirlendiği bir ülkede yaşamakta ise?
Sizce bu durumda yapması gereken nedir?
Kendisi gibi aynı kaderi paylaşmış tıpkı diğer kadınlar gibi kimi zaman yaşı geçmiş bir adamın bilmem kaçıncı karısı olmak, kimi zaman sevmediği, ama herşeyin üstünde sayılan, gelin görün ki ayak altında ki namusunu koruması için ailesi tarafından "kapısına zorla dayatılan bir namus bekçisi" ile evlenmek?
Peki, bunları da yapmazsa nolur?
Sıkı durun! Bu kez daha içler acısı bir hayata imzasını atar.
Belki kaderine istediği gibi hükmedememiştir, ama kimliğine, başına bela olan cinselliğine bir ceza vererek, kim bilir bazı şey(r)lerden korunacağını düşünerek ölene dek kendine ve etrafına kadınlığını unutturmaya çalışacak.
Sonunda şahit olduğumuz bu içler acısı durumu televizyon ekranlarından çok da doğal, kanıksamış bir vaziyette yüzümüze acı acı çarpacaktır.
Bizi etkileyecek olan ise, erkek kıyafetleri içinde, başında, kesilmiş saçlarını örten köşeli kasketinin kadınlığına dair tüm ipuçlarını büyük bir ustalıkla yoketmiş olmasıdır.
Kendi ellerimizle ona bu rolü biçtiğimiz, o dilimizden hiç eksik etmeyerek Kurtuluş Savaşı'nda sırtında çocuğu ile beraber orduya mermi taşıdığı hali ile her daim gurur duyduğumuz bu ülkenin kadını.
Gözlerinde beliren, daha yirmili yaşlarında sadece dul kalmayıp hayallerini de kaybetmiş genç ve kimbilir güzel, talihsiz kadın.
İşte Karslı Suna dede bilmediklerimizi de hesaba katarak, bu hikayenin bilinen kahramanıdır.
Çoğunluğunu aynı cinsten oldukları Hülyalar, Banular, Tansular, Emineler gibi kendilerinin ve yakınlarının dertlerini, sıkıntılarını her daim gündem konusu yapamayan kadınlar oluşturur.
Üstelik tanınmış, onlara oranla çok daha şanslı bu ünlü kadınlar hiç olmazsa hemcinslerinin bile temsili görevini ucundan kıyısından yapamamışlardır.
Terkedilmiş, sözcüsüz kalmış "Türkiye'de kadın olmak" hikayeleri, o tek tük ana haber bültenlerinin özel bölümlerinde (şaka gibi!) hayatımıza uğrar ve geçer.
Diğerleri gibi üzerinde durulması gibi de bir şansları yoktur!
Üzerinden öyle çok zamanında geçmediği, iste bu haberlerden birinde tam da "Türkiye'de kadın olmak" mevzusunun ortasından yer bulan bir haber meselenin idrakinde belki bize yardımcı olacaktır.
Bir kadın düşünün! yaşamın zorluğundan, erkek egemen baskısından, savunusunu bile yapmayı bilemediği zorunlu, çağ dışı namus bilincinden dolayı henüz yirmili yaşlarında, bilindik ama gidilmedik bir Anadolu köyünde,geçimsizlik nedeni ile eşinden ayrılarak dul kalmış genç bir kadın...
Ve düşünmeye devam edin! Genç ve güzel olmanın, aynı zamanda erkeksiz, kadınlık denilen şeyin eksik etek, güdülmesi gereken bir saçı uzun aklı kısa olma hüneri kabul edildiği yoz bir kültürde...
İşte tüm bu oldu-bittinin haksız kurallarla belirlendiği bir ülkede yaşamakta ise?
Sizce bu durumda yapması gereken nedir?
Kendisi gibi aynı kaderi paylaşmış tıpkı diğer kadınlar gibi kimi zaman yaşı geçmiş bir adamın bilmem kaçıncı karısı olmak, kimi zaman sevmediği, ama herşeyin üstünde sayılan, gelin görün ki ayak altında ki namusunu koruması için ailesi tarafından "kapısına zorla dayatılan bir namus bekçisi" ile evlenmek?
Peki, bunları da yapmazsa nolur?
Sıkı durun! Bu kez daha içler acısı bir hayata imzasını atar.
Belki kaderine istediği gibi hükmedememiştir, ama kimliğine, başına bela olan cinselliğine bir ceza vererek, kim bilir bazı şey(r)lerden korunacağını düşünerek ölene dek kendine ve etrafına kadınlığını unutturmaya çalışacak.
Sonunda şahit olduğumuz bu içler acısı durumu televizyon ekranlarından çok da doğal, kanıksamış bir vaziyette yüzümüze acı acı çarpacaktır.
Bizi etkileyecek olan ise, erkek kıyafetleri içinde, başında, kesilmiş saçlarını örten köşeli kasketinin kadınlığına dair tüm ipuçlarını büyük bir ustalıkla yoketmiş olmasıdır.
Kendi ellerimizle ona bu rolü biçtiğimiz, o dilimizden hiç eksik etmeyerek Kurtuluş Savaşı'nda sırtında çocuğu ile beraber orduya mermi taşıdığı hali ile her daim gurur duyduğumuz bu ülkenin kadını.
Gözlerinde beliren, daha yirmili yaşlarında sadece dul kalmayıp hayallerini de kaybetmiş genç ve kimbilir güzel, talihsiz kadın.
İşte Karslı Suna dede bilmediklerimizi de hesaba katarak, bu hikayenin bilinen kahramanıdır.
.

Kahramandır, çünkü yüzünü bir ayna gibi tutar bu topluma, kaldı ki bakışlarından sızan sadece o değildir artık.
78 yıllık hayatının 50 yılını, tacizden kaçmak için girdiği erkek kılığı ile geçirdi.
Ben onu aktivist bir kadın olarak görüyorum. Yaşam hikayesinin anlattıkları ve eylemleşmiş tavrı, belki farkında belki değil, toplumsal hayatın bu kaynaksız mafsalının yarattığı soruna ilişkin önemli bir simgesi olmayı başarmıştır.
Yaşarken dililnden dökülen kelimeler bu hikayeyi ve onun adına verdiğim bu sıfatı özetlemeye yeter.

Kahramandır, çünkü yüzünü bir ayna gibi tutar bu topluma, kaldı ki bakışlarından sızan sadece o değildir artık.
78 yıllık hayatının 50 yılını, tacizden kaçmak için girdiği erkek kılığı ile geçirdi.
Ben onu aktivist bir kadın olarak görüyorum. Yaşam hikayesinin anlattıkları ve eylemleşmiş tavrı, belki farkında belki değil, toplumsal hayatın bu kaynaksız mafsalının yarattığı soruna ilişkin önemli bir simgesi olmayı başarmıştır.
Yaşarken dililnden dökülen kelimeler bu hikayeyi ve onun adına verdiğim bu sıfatı özetlemeye yeter.
"Erkeklerin tacizinden erkek gibi giyinerek, konuşarak, davranarak büyük ölçüde kurtuldum. Sebze halinde at arabasıyla nakliye işi yaptım.
Tarla ve bostanlarda patates sökümüne gittim. Kış aylarında ise mahalleleri at arabasıyla dolaşarak eskileri topladım, hurdacılık yaparak ekmeğimi kazandım.
Şimdi evimin kirasını, ihtiyaçlarımı vakıf karşılıyor. Benim gibi dul bir kadın olan Hatice hanımla aynı evde kalıyoruz.
Çocukların kimi bana 'Sona nine', kimi de 'Sona dede' der. Bu saatten sonra hiç önemli değil"
Şimdi evimin kirasını, ihtiyaçlarımı vakıf karşılıyor. Benim gibi dul bir kadın olan Hatice hanımla aynı evde kalıyoruz.
Çocukların kimi bana 'Sona nine', kimi de 'Sona dede' der. Bu saatten sonra hiç önemli değil"
.

Ama gelin görün ki, Türkiye yediği bu tokatı da arsız bir şekilde unuttu ve kim bilir kaç kadın halen kendinden ve kadınlığından olmaya devam ediyor.
Kendi sorunlarından bu denli kaçan bir toplum, dayak yemekten arsızlaşmış bir çocuk kadar umursamaz, kinli ve uslanmaz bir halde iken...
Memleketçe kutladığımız o tüm önemli günlerde yüzlerimiz kızarmadan, adı yoksulluk olan, adı acı olan, adı çaresizlik olan kadınımızın şu zamanda dahi yaşadıkları rezaleti görmeksizin, yüzleri eskimiş, yüreklerine çakılmış devlet onuru ile bağrımıza basmaya ve fakat aldanmaya devam edeceğiz.

Ama gelin görün ki, Türkiye yediği bu tokatı da arsız bir şekilde unuttu ve kim bilir kaç kadın halen kendinden ve kadınlığından olmaya devam ediyor.
Kendi sorunlarından bu denli kaçan bir toplum, dayak yemekten arsızlaşmış bir çocuk kadar umursamaz, kinli ve uslanmaz bir halde iken...
Memleketçe kutladığımız o tüm önemli günlerde yüzlerimiz kızarmadan, adı yoksulluk olan, adı acı olan, adı çaresizlik olan kadınımızın şu zamanda dahi yaşadıkları rezaleti görmeksizin, yüzleri eskimiş, yüreklerine çakılmış devlet onuru ile bağrımıza basmaya ve fakat aldanmaya devam edeceğiz.
Haber Kaynağım :
Bu makale Arzu LERMİOĞLU tarafındadan yazılmıştır. ,
http://blog.radikal.com.tr/
