Alexander Payne “Senden Bana Kalan” ile yalnızlık sorunuyla boğuşan erkeklerin dramını anlatmayı sürdürüyor
Konusu Hawaii’de geçen bu aile filminde,
karısı bir deniz kazası sonrası komaya giren ve aldatıldığını öğrenen
bir avukatın evvelce şefkatini esirgediği iki kızıyla, yeni bir hayat
kurmak için verdiği mücadeleyi izliyoruz.
Aile bağlarını, kimlik
arayışını incelemekte uzmanlığını kanıtlamış Alexander Payne,
insancıllığı ön plana alan, karmaşık ruh hallerini ustalıkla tahlil eden
hümanist dramlar zincirine, “Senden Bana Kalan” ile yeni bir halka
ekliyor.
Dramla komediyi dengelemedeki becerisiyle, Payne bizlere,
parçalanmış bir ailenin yaşadığı acıları, yeniden bir araya gelip yeni
bir hayat kurma çabalarını, son derece sakin bir sinema diliyle
anlatıyor.
Komedi öğesine de yer veren sıradışı
senaryosuyla, görkemli melodram “Sendan Bana Kalan / The Descendants”
şüphesiz ki yılın en kaliteli filmlerinden biri.
Az ama öz film yapmasına rağmen, aktifine üç
başyapıt sığdıran, Yunan kökenli yönetmen (asıl adıyla Alexander
Canstantine Papadopoulos) Alexander Payne, hep yalnızlık sorunuyla
boğuşan erkeklerin dramını anlatıyor.
Emekli olduğunda ne yapacağını şaşıran, Jack
Nicolson’un canlandırdığı dul adamın çıkmazını anlatan “Schmidt
Hakkında”, orta yaş bunalımı ve iletişim sıkıntısı yaşayan (Paul
Giamatti’nin oynadığı) şarap uzmanının öyküsü “Sideways” ve şimdi
karısını ve çocuklarını işi yüzünden hep ihmal etmiş, Hawaiili zengin
toprak ağasının (George Clooney) öyküsüne odaklanan “Senden Bana Kalan”.
Konusu Hawaii’de geçen bu aile filminde,
karısı bir deniz kazasından sonra komaya giren bir avukatın, evvelce
şefkatini esirgediği iki hızıyla, yeni bir hayat kurmak için verdiği
mücadeleyi izliyoruz.
Hawaii’li yazar Kaui Hart Hemmings’in
romanından uyarlanan (Oscar Ödüllü) senaryosuyla filmde, hem egzotik bir
tatil belgesi olarak görmeye alışık olduğumuz Hawaii yok. Yerel halkın,
gerçek haliyle yaşadığı realist bir Hawaii var.
Aile bağlarını, kimlik arayışını incelemekte
uzmanlığını kanıtlamış Alexander Payne, insancıllığı ön plana alan,
karmaşık ruh hallerini ustalıkla tahlil eden hümanist dramları
zincirine, “Senden Bana Kalan” ile yeni bir halka ekliyor.
Dramla komediyi dengelemedeki becerisiyle,
Payne bizleri, parçalanmış bir ailenin yaşadığı acıları, yeniden bir
araya gelip yeni bir hayat kurma çabalarını, son derece sakin bir sinema
diliyle anlatıyor.
İNCE MİZAH ANLAYIŞI
Yaşanan bir dramı, ince bir mizah anlayışının
sergilendiği bazı komik sahnelerle dengeleyerek anlatan senaryosuyla
film, hüzünlü bir öyküye hayat sevgisi ve iyimserlik katıyor.
“Mirasçılar” olarak tercüme edebilecek “The
Descendants” bizde “Senden Bana Kalan” gibi son derece kötü bir başlıkla
vizyona girdi.
150 yıl önce Hawaii’ye yerleşip, soylu bir prensesle evlenen beyaz, misyoner bir emlakçının mirasçıları olan King ailesinin öyküsünü izliyoruz.
150 yıl önce Hawaii’ye yerleşip, soylu bir prensesle evlenen beyaz, misyoner bir emlakçının mirasçıları olan King ailesinin öyküsünü izliyoruz.
Matt King’in (George Clooney), içki, seks ve
hızlı yaşam tutkunu karısı Liz (Patricia Hastie) bir deniz kayağı
kazasında ağır yaralanıp komaya girer.
Doktorların durumun ümitsiz olduğunu bildirmesiyle Matt bunu iki kızına anlatmanın yollarını arar.
Annesinin babasına ihanet edişine tanık olan, abla Alexandra (Shailene Woodly) ve kızkardeşi Scott’e (Amara Miller) yeni bir hayatın eşiğine geldiklerini anlarlar.
Doktorların durumun ümitsiz olduğunu bildirmesiyle Matt bunu iki kızına anlatmanın yollarını arar.
Annesinin babasına ihanet edişine tanık olan, abla Alexandra (Shailene Woodly) ve kızkardeşi Scott’e (Amara Miller) yeni bir hayatın eşiğine geldiklerini anlarlar.
Karısının ihanetini en
son öğrenen insan olarak Matt kıskançlık içinde, Liz’in evli
sevgilisinin (Matthew Miller) izini sürer. Tatsız bir gerçekle yüzleşmek
zorunda kalan Matt, karısının sevgilisinin peşine düşer.
Karısıyla evvelce yaşadığı sorunlarla
evliliği çökme noktasına gelmiş, kızlarıyla yabancılaşmış, işinden başka
hobisi olmayan Matt için bu seyahat, ailesinin kalan bireylerini
birbirlerine yaklaştıran olumlu bir gelişme olur.
King ailesinin mirasçıları, sahip oldukları
geniş bir araziyi çok uluslu büyük bir turizm tröstüne satma
arifesindedir. Son söz hakkı, ailenin büyüğü olan Matt’tedir.
Karısının sevgilisinin bu satıştan komisyon
alacak bir emlakçı olduğunu öğrenen Matt satıştan vazgeçer, büyük kuzeni
(Beau Bridges) ile ihtilafa düşer.
HAWAİİ BİR RÜYA ADASI DEĞİL
Yeşil alanları, bakir ormanları dev turistik
komplekslere çeviren, çağdaş kapitalizmin acımasız iştahını gözlere
seren, doğa ve çevre kıyımı üzerine ekolojik eleştirilerde bulunan film,
Amerikalıların Hawaii’ye verdikleri zararlara dikkati çekiyor.
Binbir incelikle örülmüş senaryosuyla film,
hayatında ilk kez sorumluluklarını kabul eden bir babayı, Hawaii’nin bir
rüya adası olmadığını, çevrecilikle ilgili endişeleri, hastane odasında
komada yatan karısının kendisine aldattığını öğrenen, amatör
dedektifliğe soyunan bir kocayı, hayatı boyunca zengin damadından
nefretini saklamayan bir kayınpederi, kocasının kendisini zengin bir
kadınla aldattığını öğrenen, iki çocuklu, mazbut bir kadını anlatıyor.
Bu rolde Judy Greer kariyerinin en başarılı
performansını çıkarıyor.
Hırslı ve acımasız kayınpeder rolünde (Tarantino’nun “Jackie Brown”daki kahramanı) Robert Foster, paragöz kuzen rolünde (Jeff Bridges’in ağabeyi) Beau Bridges, yan karakterleri ustalıkla canlandırıyorlar.
Hırslı ve acımasız kayınpeder rolünde (Tarantino’nun “Jackie Brown”daki kahramanı) Robert Foster, paragöz kuzen rolünde (Jeff Bridges’in ağabeyi) Beau Bridges, yan karakterleri ustalıkla canlandırıyorlar.
Hollywood’un en yakışıklı aktörü olarak
gösterilen George Clooney, karizmasının çizildiği boynuzlu koca rolünde
çoğu eleştirmene göre kariyerinin en iyi kompozisyonunu çıkarıyor.
Aldatılmanın şokunu ve acısını yaşayan, iki kızıyla yeniden bir aile
oluşturmaya çalışan, filmin finalinde çocuklarıyla sessiz bir uyum
sağladığını gördüğümüz, Matt rolündeki George Clooney, En İyi Aktör
dalında Oscar’ı Jean Dujardin’e kaptırması ödül listesinin en büyük
haksızlığıydı.
Clooney’dan zaman zaman rol çalan, parlak bir gelecek vadeden genç aktris Shailene Alexandra rolünde harikalar yaratıyor.
Görkemli oyunculuklarını yanında, film üstün
teknik özellikleriyle de çok başarılı. Alışılmış turistik kartpostal
fotoğraf kadrajlarından uzak duran, realist bir Hawaii’yi perdeye
yansıtan görüntü yönetmeni Phedon Papamichael, adanın öz müziğinden
derlenen partisyonuyla Dondi Bastone, yönetmen Payne’ın başarısında
hisse sahibi oluyorlar.
The Descendants
Senaryo: A. Payne, Nat Faxon, Jim Rash
Görüntü: Phedon Papamichael
Müzik: Dondi Bastone
Oyuncular: George Clooney, Shailen Woodley, Beau Bridges, Robert Foster, Judy Greer, Amara Miller, Nick Krause
Haber Kaynağım :






