Yaşamın insana verdiği en acı tecrübelerden biri, bir kadının bir erkeğin, suçsuz, günahsız yere kitlesel bir lince kurban edilmesidir...
Önce savunmasız ve korunaksız bırakılır o insan...Ona karşı haset besleyecek bütün insanlar harekete geçirilir...
Linç ne kadar anonim olursa, katiller o kadar kaybolacaktır...
Fitne karıştırmak en büyük silahtır...
Söylemediklerini söylemiş göstermek...
Yaptıkların hakkında bilinçli olarak farklı algılamalar yaratarak o insanı linç edecek sırtlanların önüne bilinçli olarak atarlar...
Dünyanın en önemli sinema klasiklerinden olan “Zorba” filminde bir “genç bir kadının taşlanması ve bıçaklanması” öyküsü vardır...
Köyün genç ve güzel dul kadını İrene Papas, Girit köyünün bütün erkeklerinin arzuladığı bir kadındır...
Tüm erkekler onunla sevişmek, ona sahip olmak isterler...
Kahvede toplanan erkeklerin derdi İrene Papas’ı geceleri evinin önünde izleyip, herhangi birisinin eve girip girmediğini kontrol etmek, olanak bulurlarsa onunla birlikte olmak için fırsat kollamaktır...
Genç ve güzel kadın köyün hiçbir erkeğine pas vermez...
********
Köyün kodamanlarından birinin saf oğlu da İrene Papas’ın canlandırdığı dul kadına aşıktır...
Aslında köyün kodamanlarından olan babası da o kadını arzulamaktadır...
Dul kadına uzak duran tek kişi Zorba’nın İngiltere’den gelen patronu yakışıklı Basil’dir...
Fakat kadın onu beğenir, ona ilgi duyduğunu gösterir...
Mutluluk arayışında olup Girit’e babasından kalan bir miras için gelen Basil de bir süre sonra genç kadına ilgi duyar, ancak harekete geçmek için uzun zaman bocalar, bir girişimde bulunmaz...
Nihayet aylar geçtikten sonra bir gece birlikte olurlar...
*******
Genç dul kadının evini izleyen ve herbiri içten içe kadını arzulayan köyün gençleri, Basil’in eve girdiğini görünce, durumu köyün kodamanının saf oğluna yetiştirirler...
Onunla beraber olmayı reddeden kadının, eve “yakışıklı İngiliz’i aldığını” fitnelerler...
Bunalıma giren genç, sabaha karşı denize giderek kendisini dalgalara atar ve intihar eder...
Sabah, gencin cansız vücudunu denizden çıkartırlar...
Köyün kodamanı baba, arzuladığı kadına sahip olamamanın verdiği haset, saf oğlunu ‘kadın uğruna’ kaybetmenin yarattığı öfkeyle, köyün meydanında kadını “şeytan ve lanetli” diyerek linç ettirmeye karar verir...
Köyün gençleri vurucu güç olacaktır bu linçte...
Kadın tam kilisede Pazar Ayini’ne girerken, kapıyı tutarlar kadını dışarda bırakırlar...
Etrafını sararlar...
Tam linç edecekken Zorba yetişir...
Kadının yanında durur...
Köylüler; Zorba kadının yanında durunca ürkerler ve geri çekilirler...
Genç kadın tam kurtuldum derken, Zorba’nın arkasından yürümeye başladığında köyün gençleri gelip kadını bıçaklar ve öldürürler...
Zorba müdahale edemez...
********
Genç dul kadın aylarca kimselerle beraber olmadan, yalnız yaşamanın ve sonunda köyün kodamanlarının ve çetelerinin yatağına değil, gönlünün çektiğinin kollarına gittiği için, kendisi arzulayan köyün bütün erkekleri tarafından acımasızca linç edilerek katledilir...
Genç kadının aylar süren yalnızlığının sevgi arayışına fitne sokulmuş, saf bir genç intihara sürüklenmiş ve sahip olunamayan genç ve güzel kadın kilisenin önünde, köyün meydanında ortaklaşa bir cinayetle öldürülmüştür...
Zorba filminin gerçek olaylardan esinlenip esinlenmediği edebiyat çevrelerinde çok tartışılmıştır...
Romanın yazarı Nikos Kazancakis 1957 yılındaki bir söyleşisinde “olayların gerçek olduğunu” ima eder ve “Zorba’nın hayatını çok etkilediğini” söyler...
Bir insanın fitneyle, iftirayla, yalnız ve savunmasız bırakılarak kitlesel bir lince tabi tutanlar, o yıllardan bugünlere, Girit’ten İstanbul’a hep aramızda yaşarlar...
Kurnazdırlar...
Suçlu ve sorumlu hiçbir zaman onlar gözükmezler...
Maşa kullanırlar...
Suçu anonimleştirirler...
En gaddar olan katiller, en zalim olan suçlular onlardırlar...
Dünya klasiği haline gelen Alexis Zorba’nın kurtaramadığı genç güzel kadından, Şişli Halaskargazi Caddesi’nde linç edilen Hrant Dink’in hikayesine geleceğim...
Hrant’ın suçluları aranıyor ya...
Önce nasıl linç edildiğinin çok çarpıcı bir bölümünü aktaracağım, kendi ağzından...
*********
Haber Kaynağım :
Bu yazı gazeteci ve yazar Reha Muhtar' ın Vatan gazetesinde ki köşe yazısından makalesinden alınmıştır.