
Romanın konusu, yirmi iki yaşındaki güzel bir kızın zengin ve lüks bir hayata kavuşma hevesiyle elli yaşında ve iki çocuk sahibi bir adamla evlenmesi, zamanla sadece zengin olmanın genç bir kadını mutlu etmeye yetmediğini anlaması, aşk, sevgi, gençlik, heyecan gibi bastırılamayan kadınlık duygularını tatmin etmek için intiharla sonuçlanan yasak bir aşka yönelmesidir.
Halit Ziya Uşaklıgil, Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının Tanzimat’tan sonra ikinci dönemi olan Servet-i Fünun Edebiyatı’nın (Edebiyat-ı Cedide’nin) en önemli, en usta romancısıdır. Türk romancılığında Halit Ziya adı, son derece önemlidir. Çünkü Halit Ziya’dan önceki Türk romanları olaya ve maceraya dayanan, faydayı esas alan, özentisiz bir üslupla yazılmış, sağlam bir teknikten yoksun eserlerdir. İşte Halit Ziya bu basit ve kaba romancılığa son vermiş, kahramanların iç dünyalarını, duygularını ayrıntılı olarak tahlil eden, insan-çevre ilişkisine önem veren, kompozisyon bütünlüğü olan, sağlam bir teknikle yazılmış, Batılı tekniğe uygun ilk romanları kaleme almıştır. Romanlarında âdeta bir dantel gibi sabırla, titizlikle işlenmiş, süslü, sanatlı, şiirsel bir üslup vardır.
Halit Ziya’nın romanlarında kullandığı dil, günlük konuşma dilinin sadelik ve doğallığından bir hayli uzaktır. Konuşma dilinde yer almayan Arapça, Farsça sözcük ve tamlamaların yoğun bir şekilde kullanıldığı, ağır, süslü ve sanatkârane bir dil kullanır. Romanlarının orijinal dili, günümüz okuyucusu için oldukça ağırdır. Halit Ziya eserlerinde ağır bir dil kullandığını kendisi de sonradan kabul etmiş, ölmeden bir süre önce eserlerini bizzat kendisi sadeleştirmiştir.

Halit Ziya’nın dördü İzmir’de, dördü İstanbul’da yayımlanan sekiz romanı vardır: Sefile, Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Nesl-i Ahir. Bu romanlar içerisinde Halit Ziya dendiği zaman ilk akla gelenler Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu’dur. Bu iki roman, usta bir yazarın kaleminden çıkmış, sağlam bir tekniği olan, Batılı tekniğe uygun ilk başarılı romanlardır.
Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil’in İstanbul’da kaleme aldığı ikinci romanıdır. Roman 1899-1900 yıllarında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilmiş (parça parça, bölüm bölüm yayımlanmış), 1901’de ise kitap olarak basılmıştır. Romanın dili ağır olduğu için, roman yazarı tarafından belli ölçüde sadeleştirilerek 1945 yılında yeniden yayımlanmıştır.
Aşk-ı Memnu romanı kendi içinde yirmi iki bölüme ayrılmıştır. Hacim olarak ise 514 sayfalık bir metne sahiptir (Aşk-ı Memnu, Özgür Yayınları, Beşinci Basım: Ocak 2005) [*].
Aşk-ı Memnu Romanının Konusu :

Aşk-ı Memnu romanı, yirmi iki yaşındaki güzel bir kızın zengin ve lüks bir hayata kavuşma hevesiyle elli yaşında ve iki çocuk sahibi bir adamla evlenmesini, zamanla sadece zengin olmanın genç bir kadını mutlu etmeye yetmediğini anlamasını, aşk, sevgi, gençlik, heyecan gibi bastırılamayan kadınlık duygularını tatmin etmek için intiharla sonuçlanan yasak bir aşka yönelmesini anlatır.
Romanın en önemli teması “yasak aşk”tır. Bu aşk Bihter ile Behlül arasında yaşanır. Bihter, annesi Firdevs Hanım’ın kötü ününden dolayı evde kalma korkusu taşıdığından ve zengin bir hayata kavuşma hayaliyle babası yaşındaki Adnan Bey’le evlenir. Bir yıl sonra ailece gidilen Göksu gezisinde, Behlül’ün ateşli bir şekilde Peyker’in ensesini öpmesi, Bihter’in içindeki genç kadınlık duygularını harekete geçirir. Bihter bir yıllık evliliğini sorgulayınca, ruhunun aşk, sevgi, heyecan gibi duygulara aç kaldığını hisseder. Kocasına karşı kalbinde en ufak bir kıpırdanma, heyecan duymaz.
“Sevmek, sevmek istiyordu. Hayatında yalnız bu eksikti; fakat hayatta her şey bundan ibaretti: Sevmek, evet, bütün mutluluk yalnız bununla elde edilebilirdi… Sevmek istiyordu, ateşler içinde delice bir aşk ile sevecek mesut olacaktı. ” (s.211-212)
“Kendisine, kendi güzelliğine gülüyor ve böyle istifade olunmamaya mahkûm bu güzelliğe gülerken ağlamak istiyordu. Demek bundan sonra, evet bu gece, nihayet bir senelik saldırıdan sonra artık üstün olunamayan vücudunun gençlik isyanı her vakit böyle karşısına çıkacak, sevmek, kucaklamalar içinde mest olmak isteyen mustarip ruhu onu böyle hırpalayacak, ezecek ve bu güzellikler boş emeller içinde çırpına çırpına mahvolacaktı…” (s.217)
Adnan Bey’in yeğeni Behlül ile Bihter arasında yasak bir ilişki başlar. Behlül çok sayıda kadınla ilişki yaşamış, çapkın bir gençtir. Bihter ile Behlül arasında yaşananlara aşk değil de ilişki demek daha yerinde olur. Her ne kadar romanın adı “Aşk-ı Memnu” (yasak aşk) olsa da, bu romanda yaşananlar yasak aşk değil, yasak ilişkidir. Bihter için bu aşk, daha doğru bir ifadeyle bu ilişki, sıkılıp bunaldığı evlilik hayatına bir renk, bir coşku, bir heyecan katmak demektir. Behlül için ise bu ilişki, tehlikeli ve heyecanlı bir oyun demektir. Behlül pek çok kadınla ilişki yaşamış, kadınlardan bıkmıştır; ancak bu yasak ilişki daha öncekilere benzememektedir.
“Bu aşk bütün tehlikeleri ve zorlukları ile onun için daha çekici, daha ihtiraslı bir şey olacaktı.” (s.253)
“Herkesin gözleri önünde kimseye hissettirmeksizin sevişmek… Oh! Bu gizli şeyde öyle küçük mutluluklar olacaktı ki… Herkesin içinde Bihter’e yabancı dururken onun bir bakışı olacaktı ki kendisine: ‘Ben seninim, yalnız seninim!’ diyecekti.” (s.253-254)
Behlül’ü sevmiyordu, hayır, bundan emindi; çapkın bir çocuktan başka bir şey olmayan bu adam hakkında aşka benzer hiçbir şey duymamış idi.” (s.255)
“Behlül’ün hatırasında tesadüfle sahip olunmuş bir fahişe hükmünde kalamazdı; artık onun hayatına sahip olmalıydı, onu sevmeliydi, sevmeye çalışmalıydı; bu aşk günahına öyle bir gelecek yolu belirlemeliydi ki onu alçaltmak değil yükseltsin. Evet, bunu ancak aşk temizleyebilirdi. (s.257)
“Bu aşk onlar için asıl tehlikeleriyle, zorluklarıyla çekici oluyordu. Herkesin gözü önünde herkesten saklanan, yalnız, ikisine ait gizli bir hayat vardı ki bütün güzellikleriyle onları daha fazla birbirine yakınlaştırıyor, ilişkilerine fazla bir samimiyet veriyordu.” (s.271)
“Bir gece herkes uyuduktan sonra, o, yatağından süzülerek inecek, çıplak ayaklarına terliklerini takacak, omuzlarına bir şey atacak, nefes almaktan korkarak kapısını açacak… Ah! O heyecan dakikası!..” (s.275)
Behlül, sipariş ettiği şekerleri almak için odasına gelen yengesini bir anda kollarında bulmuştur. Behlül ile Bihter arasında bu olay öncesinde hiçbir şey yaşanmamıştır. Behlül-Bihter ilişkisinde belli bir gelişim süreci yoktur. Her şey bir anda ortaya çıkar. Heyecanları bir anda saman alevi gibi parlamış, kısa süre sonra da sönmüştür. Aşk emek ister, fedakârlık ister, sadakat ister… Behlül ile Bihter arasında yaşanan ilişkide bunlardan hiçbirini göremeyiz. Behlül, Bihter’den sıkılınca yeniden Beyoğlu’ndaki eğlence yerlerine gider, Bihter’i başka kadınlarla aldatır.
Romanda göze çarpan bir diğer tema “ihanet”tir. Bihter başta namuslu bir kadındır; namuslu kalmak için çırpınır, ancak içinde bulunduğu koşullar -genç bir kadın olmanın verdiği istek ve arzular- onu yasak bir ilişkiye sürükler. Halit Ziya, Bihter’in yasak ilişkiye sürüklenişinin psikolojik aşamalarını başarılı bir biçimde yansıtır. Bu nedenle okuyucu, Bihter’i suçlamaz. Burada yanlış olan Bihter’in yasak ilişki yaşaması değil, elli yaşındaki Adnan Bey’in yirmi iki yaşındaki genç bir kadınla evlenmesidir. Behlül’ü, Bihter’den çok ilişkinin yasak olması heyecanlandırır. Birlikte geçirilen bir kıştan sonra her ikisi de birbirinden sıkılır. Bir gün Nihal’in piyanoda çaldığı parçaları dinlerken eski bir kız arkadaşını hatırlar. Bihter’in kırılıp incineceğini düşünmeden, âdeta onu yok sayarak Beyoğlu’na gider. Bihter’i aldatır. Bihter, bir süre Behlül ile küs kalır, fakat yeniden birlikte olmaya başlarlar. Birliktelikleri alışkanlıktan öte bir şey değildir. Behlül daha sonra amcasının kızı Nihal’le evlenmeye kalkışır. Fakat Bihter ihanetin bu kadarını kaldıramaz, Behlül ile Nihal’in evlenmelerini önlemek için yaşadığı gizli ilişkiyi açığa çıkarmaktan çekinmez.
Romanın sonunda okuyucuyu etkileyen tema “intihar”dır. Romanın son sayfalarında Behlül ile Bihter’in konuşmalarını duyan Nihal, bayılarak merdivenlerden düşer. Adnan Bey, kızını kucaklayarak odasına götürür. Nihal’in baygın hâlde yattığını gören Beşir, Behlül ile Bihter arasında yaşananları Adnan Bey’e anlatır. Bihter, kendisini bu kargaşa ortamından kurtaracak birini, yasak aşkı Behlül’ü arar. Behlül, Bihter’le yaşadığı ilişkinin ilk günlerinde, günün birinde ilişkileri ortaya çıkacak olursa kendisiyle uzaklara kaçmayı vaat etmiş, ancak sözünde durmamıştır. İlişkileri ortaya çıkınca kaçıp gitmiştir. Bihter, tıpkı annesi gibi, kocasına ihanet etmiş bir kadın olarak ortada, yapayalnız kalmıştır. Bihter, içine düştüğü bu kaos ortamından kurtulmak ister. Kocasına ihanet etmiş bir kadın olarak bu toplumda kendisine sığınabileceği bir yer arar. Yalıda kalması mümkün değildir. Annesi Firdevs Hanım gibi kötü kadın damgası yemiş biri olarak da yaşamak istemez. Zaten Adnan Bey’le evlenmesi de, annesinin kötü ününden kaçmak içindir. O anda aklına kocasının tabancası gelir. Tabancayı kalbine dayar ve tetiği çeker. Annesinin ve kendisinin ihanetlerinin kefaretini ödemiş olur.
Romanda işlenen diğer bir tema “kıskançlık”tır. Kıskançlık duygusu, roman kahramanları arasındaki çatışmayı kaçınılmaz kılar. Romanda hemen herkes birilerini birilerinden kıskanır: Babasına aşırı derecede düşkün olan Nihal, Bihter’in yalıya gelmesiyle babasını Bihter’den kıskanır. Babasının artık kendisiyle eskisi kadar ilgilenmeyeceğini düşünür. Vücudunun yıpranmışlığına karşın ruhu bir o kadar genç kalmış olan Firdevs Hanım, Adnan Bey’i kızı Bihter’den kıskanır. Adnan Bey’in, kendisine değil de kızı yaşındaki Bihter’e evlenme teklifinde bulunmasına çok kızar. Üvey anne sıfatıyla yalıya gelen Bihter’e karşı hizmetçiler de cephe alırlar. Kendi aralarında Bihter’in aleyhinde konuşurlar, onu çekemezler. Adnan Bey, yeğeni Behlül ile karısı Bihter arasında bir ilişki olmasından şüphelenir, ancak bu şüphesini kanıtlayacak hiçbir delil bulamaz. Ama yine de genç ve güzel karısının yanında kendisini yaşlı, yeğeni Behlül’ü genç olarak görmeye tahammül edemez. Adnan Bey, yeğeni Behlül’ün gençliğini kıskanır. Bihter, kendisinden bıkıp başka kadınlara koşan Behlül’ü kıskanır. Behlül’ün kendisini başka kadınlarla aldattığını bilmesine rağmen yine de onunla birlikte olmayı sürdürür. İhanetlere karşı sessiz kalır, üzüntüsünü içine atar. Son olarak Behlül’ün Nihal’le evlenecek olması, Bihter’iniçindeki kıskançlık ateşini alevlendirir. Bu evliliğin önüne geçmek için her türlü çılgınlığı yapar.
Romanda işlenen bir diğer tema “yalnızlık”tır. Romanda yer alan kişilerin çoğu yalnızdır. Bir anlamda Aşk-ı Memnu, kalabalık içinde kendisini yalnız hisseden insanların romanıdır. Romanda yalnızlık temasıyla âdeta bütünleşen kişi, Nihal’dir. Küçük yaşta annesiz kalan Nihal, bu boşluğu babasıyla doldurmaya çalışır. Babası onun her şeyidir. Babasının genç bir kızla -Bihter’le- evlenmesi, Nihal için ilk darbedir. Çünkü Adnan Bey, evlendikten sonra artık eskisi kadar çocuklarına vakit ayıramaz. Bülent’in yatılı okula gönderilmesi ve yaşı büyüdüğü için odasının ayrılması Nihal’i daha da yalnızlaştırır. Mlle de Courton da yalıdan gönderilince Nihal kendisini büsbütün yalnız hisseder. Sevdiğini sandığı erkeğin -Behlül’ün- Bihter tarafından elinden alınması ise Nihal için son darbe olur.

Yıllar önce eşini kaybeden Adnan Bey de yalnızdır. Yıllarca karısının hastalığıyla mücadele etmiştir. Adnan Bey eşi varken de yokken de yalnız kalmış bir adamdır. Kendisini çocuklarına adamış, ancak yüreğinin derinliklerinde hayat arkadaşının yokluğunu hissetmiştir. Elli yaşında bir adamın Bihter gibi genç ve güzel bir kızla evlenmesinin ardında, uzunca bir süre yalnız kalınması, belli duygulara aç kalınması vardır. Adnan Bey, Bihter’le evlenir, ancak kendisini yine yalnız hisseder. Adnan Bey ile karısı arasında duygusal anlamda bir yakınlık, bir heyecan, bir aşk yoktur. Aralarında soğuk bir ilişki vardır. Bihter çoğu akşam, başının ağrıdığı ya da yorgun olduğu gibi bahanelerle kocasının yatak odasından dışarı çıkarır, kapısını da kilitler. Adnan Bey genellikle yalnız yatar.
Bihter de yalnızdır. Babası, aldatılmanın acısına dayanamamış, kahrından ölmüştür. Kocasının pek çok erkekle aldatan bir annenin kızıdır Bihter. Anne sevgisinden, sıcaklığından, şefkatinden mahrum büyümüştür. Firdevs Hanım’ın derdi süslenmek, gezmek, eğlenmektir. Adnan Bey’le evlenmek, Bihter için bir kurtuluş gibi görünür başlangıçta. Fakat yirmi iki yaşında genç bir kadının elli yaşında bir adamla mutlu olması mümkün değildir. Bihter, kalbindeki boşluğu genç bir adamla -yirmi bir yaşındaki Behlül’le- dolduracağını zanneder. Behlül ile olan ilişkisi bedensel tatminden öteye geçmez. Zaten bir süre sonra her ikisi de birbirinden sıkılır. Bihter yine yalnızdır.
Romanda üzerinde durulan diğer bir tema “yozlaşma”dır. Halit Ziya bu romanıyla, geleneksel Türk ailesinin yaşam biçimindeki çözülmeye, ahlâkî değerlerin yok oluşuna dikkat çekmiştir. Romanda ahlâki çürüme, üç kişi üzerinden yansıtılmıştır: Firdevs Hanım, Bihter, Behlül. Firdevs Hanım, kocasına sadakat göstermemiş, bu yüzden kocasının ölümüne sebep olmuştur. Evliyken kocasına karşı hiçbir sorumluluk, bağlılık duymamış, gönlünce gezip eğlenmiştir. Çocuklarına karşı da oldukça duyarsızdır. Çocuklarını hiçbir zaman sevgiyle, anne sıcaklığıyla kucaklamaz, onlara gereken özeni göstermez, aksine gezip tozmasına engel oldukları için onları birer baş belası olarak görür. Bihter de tıpkı annesi gibi kocasını aldatır. Bihter zengin olmak arzusuyla babası yaşındaki bir adamla evlenir, fakat yanıldığını anlaması fazla uzun sürmez. Genç bir kadın olmanın verdiği bastırılamayan duygular Bihter’i yasak bir ilişkiye sürükler. Bihter kocasında bulamadığı gençliği, heyecanı, ateşi; Behlül’de bulur. Burada ilginç olan, genç bir kadının yaşlı kocasını aldatması değil, aldattıktan sonra en ufak bir vicdan azabı duymaması, hiçbir ahlâkî endişe taşımamasıdır. Firdevs Hanım’ın karakter özellikleri kalıtsal yolla kızı Bihter’e de geçmiştir. Bihter, annesinin kızıdır. Bir anlamda annesinin aynasıdır. Annesinde görüp öğrendiklerini kendi yaşamına uygulamıştır. Behlül’ün tüm yaşamı gezip eğlenme ve çapkınlık üzerine kuruludur. Evinde misafir olduğu amcasının karısıyla ilişkiye girmekten çekinmez. Bir süre sonra Bihter’den bıkar, onu başka kadınlarla aldatır. Baştan beri kardeşi gibi gördüğü Nihal’le evlenmeye kalkışır. Kalbinde en ufak bir aşk duymamasına rağmen Nihal’le evlenmek istemesi, Behlül’ün çevresindeki insanlara karşı ne derece sorumsuz ve serbest olduğunun bir göstergesidir.
Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu romanının konusuna, romanda işlenen temalara, yazarın vermek istediği mesajlara yönelik tanınmış edebiyat eleştirmenlerimizin değerlendirmeleri şu şekildedir:
Cevdet Kudret’e göre “Yazarın en olgun eseri sayılan bu romanda, aşktan başka bir düşünce ve dertleri olmayan, çalışmadan yaşayan, hazıryiyici ve alafrangalık düşkünü birtakım kimselerin ve onlar aracılığıyla bir toplum katının yaşayışı anlatılmıştır.” [1]
L. Sami Akalın’a göre “Aşk-ı Memnu, ölçüsüz ve maddeye dayanan bir evlenmenin doğurduğu, gerek sosyal gelenekler, gerek kanun önünde gelişmesi yasak olan bir aşkın acı hikâyesidir.” [2]
Olcay Önertoy’a göre “Romancı bu yapıtında… evlenen kadınla erkek arasındaki kimi ayrılıkların evlilik yaşamında ortaya çıkarabileceği sarsıntılar üzerinde durmuş ve Tanzimat romanında ele alındığını gördüğümüz Batılılaşma anlayışındaki değişikliklere dikkat çekmiştir.” [3]

İsmail Çetişli’ye göre “Aşk-ı Memnu, batılılaşmış bir ailedeki iç problem ve çatışmaları anlatmaktan çok, farklı karakter, cinsiyet, sosyal statüdeki insanların aynı mekânda aynı hayatı paylaşmalarından doğan çatışmaları; buradan hareketle de şartlarını realist mektebin belirlediği insan gerçeğini anlatmaktadır.” [4]
Ömer Faruk Huyugüzel’e göre “Aşk-ı Memnu’da daha çok ferdî mutluluk meselesi ele alınır ve Boğaziçi’nde alafranga bir hayat yaşayan aileler ile bu ailelerin fertleri arasındaki aşk ve kıskançlık duygularına dayanan çatışmalar anlatılır. [5]
Cemil Yener’e göre Aşk-ı Memnu romanının mesajı: “Varlık, genç bir kadının aşk tutkularını dindiremez. Kendinden çok küçük bir kızla evlenen erkek, aldatılmayı göze almalıdır.” [6]
Ali İhsan Kolcu’ya göre “Aşk-ı Memnu bir Boğaziçi romanıdır; geçim sıkıntıları olmayan, zengin ve şöhret sahibi, başkalarının imrendiği bir hayat süren aileler arasında yaşanmış bir olayı anlatır. Romanın kurgusu basittir ve bir aldatma olayını bütün yönleriyle irdeleyen bir dikkate sahiptir. Yüzünü batıya çevirmiş bu ailelerin kendine özgü bir hayat biçimi ve ahlâk anlayışı vardır. Fransız mürebbiyeler, piyanolar, batı mutfağının ürünleri, Beyoğlu ve çevresinin alışveriş cazibesi, nihayette ancak yalılara mahsus bir iletişimle birbirlerinden haberdar bir yaşantı içinde sürüp giden bir hayat söz konusudur.” [7]
Fethi Naci’ye göre “Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu’da, 19. yüzyılın sonunda yaşayan zengin ve aylak bir toplum katının yaşam biçimini; varlıklı, geleneksel Türk ailesinin ‘Batılı’ yaşama biçiminin etkisi altında çözülüp altüst oluşunu, yozlaşmasını; bir toplum katının yaşadığı ve eğlendiği yerleri (konaklar, yalılar, Boğaziçi, Büyükada, Göksu, Concordia, vb.); birey olarak bütün somutluklarıyla bir toplum katının insanlarını, dünyaya ve insanlara bakış açılarını, bu insanlar arasındaki ilişkileri anlatıyor.” [8]
Aşk-ı Memnu Romanının KişileriAdnan Bey: Elli yaşında, zengin, kültürlü bir adamdır. Karısının dört yıl önce kaybetmiştir. Kızı Nihal ve oğlu Bülent’le birlikte Boğaziçi’nde lüks bir yalıda yaşam sürmektedir. Çocuklarına aşırı derecede düşkün, şefkatli, ilgili bir babadır. Adnan Bey, sandal gezintilerinde görüp beğendiği, yirmi iki yaşında genç bir kız olan Bihter’le evlenir. Adnan Bey, yaşına ve kişiliğine uygun bir kızla evlenmemenin bedelini çok pahalı öder. Bihter, kocasına karşı soğuk davranır, çoğu gece kapısını kilitler ve yalnız yatar. Kocasına bedenini vermiş, ancak kalbini, sevgisini verememiştir. Bihter, kocasının yeğeni Behlül’le yasak bir ilişki yaşar.

Firdevs Hanım: Bihter’in annesidir. Kırk beş yaşında olmasına rağmen yaşlandığını kabul etmeyen, genç kadınlar gibi süslenmeyi, gezip eğlenmeyi çok seven bir kadındır. Peyker ve Bihter adlarında iki kızı vardır. Firdevs Hanım için kızlar, birer baş belasıdır. Çünkü çocuklar, gezip eğlenmesine engel olur, yaşlandığının somut göstergesidir. Firdevs Hanım, kocası Melih Bey’i yıllar önce kaybetmiştir. Melih Bey’le evlenmiş, ancak bu evlilikte aradığı mutluluğu ve heyecanı bulamamıştır. Birkaç hafta sonra, kocasının karşı çıkmalarına aldırış etmeden sandal gezintilerine çıkmış, başka erkeklerle gönül eğlendirmiştir. Melih Bey, aldatıldığını öğrendikten sonra üzüntüsünden ölmüştür. Firdevs Hanım sorumsuz davranışları yüzünden, kocasının ölümüne sebep olmuştur. Kısa süreli bir vicdan sızısından sonra, Firdevs Hanım yeniden eğlence yerlerinin aranan kişisi olmuştur.
Firdevs Hanım, çocuklarına hiçbir zaman gerçek bir anne sevgisiyle, şefkatiyle, sıcaklığıyla yaklaşmamıştır. Sorumsuz ve ahlâksız davranışlarıyla çocuklarına kötü bir örnek olmuştur. Bihter’in babası yaşındaki Adnan Bey’le evlenmek istemesinde, mutlu bir aile yaşantılarının olmaması, annesinin kötü bir kadın olarak tanınması gibi nedenler vardır. Bihter için bu evlilik, cehennemden cennete kaçıştır. Bihter’in kocasını aldatmasında, annesinin payı büyüktür.
Firdevs Hanım’ın vücudu yıpranmış olmasına karşın gönlü hâlâ gençtir. Bembeyaz olmuş saçlarını, sık sık sarı renge boyatır. Yaşına uygun düşmeyen kıyafetleri ısrarla giymek ister ve kendisini komik duruma düşürür. Behlül’ün çapkınlık maceralarını heyecanla dinler.

Bihter: Romanın başkahramanıdır. Adnan Bey’in karısıdır. Yirmi iki yaşında güzel bir kızdır. Yaşadığı ortamda mutsuz olduğu için, evliliği kurtuluş olarak görür. Adnan Bey’in zenginliği, genç Bihter’in başını döndürür. Maddî imkânlara kavuşmanın, mutlu bir evlilik için yeterli olacağını zanneder. Adnan Bey’in elli yaşında ve iki çocuklu olmasına aldırış etmeden onunla evlenir. Bir yıl sonra, mutlu olmadığını, gönlünün, genç bedeninin, sevgiye, aşka, heyecana susadığını hisseder. Kocasının yeğeni Behlül ile yasak bir ilişki yaşar. Bihter, ne olduğunu anlamadan kendisini bir anda Behlül’ün kollarında bulur. “Bihter başta namuslu bir kadındır ve namuslu kalmak için çırpınır; ne var ki içinde bulunduğu koşullar ve yaratılışındaki bir eğilim, onu önüne geçilmez bir zorunlulukla, kocasını aldatan bir kadın yapar.” [9]
Bihter, annesine benzemek istemez. Önünde istenmeyen iki seçenek vardır: Ya kocasına sadık kalarak genç bedenini çürümeye mahkum edecek, ömür boyu mutsuz bir kadın olacak ya da kocasına ihanet ederek genç bedeninin arzularını genç bir erkeğin kollarında tatmin edecektir. Bihter’in mutlu olabilmesi için, ihanet etmekten başka çaresi yoktur. “Bihter yaşlı kocasına sadık bir eş, üvey çocuklarına şefkatli bir anne olmak niyetiyle yaptığı bir evliliğin getirdiği mutsuzluk içinde namusunu ve şerefini koruyamayan talihsiz bir kadındır.” [10]
Bir kışı birlikte geçirdikten sonra Bihter-Behlül ilişkisinde eski heyecan kalmaz. Birbirlerinden sıkılmaya başlarlar. Behlül, Bihter’i başka kadınlarla aldatır. Bihter, aldatıldığını bilmesine rağmen yine de Behlül’le birlikte olur. Romanın sonunda yasak aşkları ortaya çıkınca, Behlül’ün kendisini alıp uzaklara kaçırmasını bekler. Ancak Behlül, kaçıp gider, Bihter’i yalnız bırakır. Bihter, ihanet damgası yemiş bir kadın olarak yaşamak istemez. Bu kez ölümü, kendisine bir kaçış, bir kurtuluş olarak görür. Kocasının tabancasıyla intihar eder.
Behlül: Adnan Bey’in yeğeni, Bihter’in yasak aşkıdır. Babasının başka şehirlere tayin edilmesi üzerine, okumakta olduğu Galatasaray’daki öğrenimine yatılı olarak devam eden bir öğrencidir. Yirmi bir yaşındadır. Haftada bir gün, amcası Adnan Bey’in yalısına gelir. Batılı tarzda yetişmiş, sanattan, müzikten anlayan, hayatta gezip eğlenmekten başka hiçbir hedefi olmayan sorumsuz bir tiptir. Çapkın biridir. Pek çok kadınla ilişki yaşadığından, onlardan sıkılmıştır. İstanbul’da gitmediği eğlence yeri kalmamıştır. Arkadaşlarına, yaşadığı aşk maceralarını süsleyerek anlatmaktan çok hoşlanır.“Behlül, yüzeysel bir Batılılaşmanın yarattığı tipik genç. Eğlence ve kadın peşinde. Bütün işi bu. Peşinde olduğu kadın, evinde kaldığı, ekmeğini yediği Adnan Bey’in karısı da olabilir. Geleneksel değer yargılarını yitirmiş, yeni değer yargılarından yoksun biri Behlül; en küçük ahlâkî sorumluluk duygusu kalmamış. Halit Ziya, Behlül’ün kişiliğinde, zamanla toplumumuzda daha da yaygınlaşacak bir genç tipini çok iyi canlandırmış.” [11]

Peyker: Firdevs Hanım’ın büyük kızı, Bihter’in ablasıdır. Bihter’den üç yaş büyüktür. Nihat Bey’le evlidir. Romanın ilerleyen bölümlerinde Feridun adında bir oğlu olur. Adnan Bey’in çapkın yeğeni Behlül tarafından sürekli olarak taciz edilir. Peyker, kardeşi Bihter’den daha olgun ve namusunu koruma noktasında daha başarılıdır. Behlül’e hiçbir zaman yüz vermez, onun oyunlarına kanmaz, yaptığı ahlâksız tekliflere karşılık vermez. Bihter’in yaptığı gibi kendisini bir anda çapkın Behlül’ün kollarına bırakmaz, sonuna kadar namusunu korur, kocasına sadık kalır. Ailece gidilen Göksu gezisinde Behlül, Peyker’in peşinde dolanır. Kimsenin görmediğini düşündüğü bir anda Peyker’in ensesinden öper. Bu sahneyi Bihter görür. Bu olay, Bihter’in evlilik hayatında bir dönüm noktası olur, Bihter’in içindeki bastırılamayan, tatmin edilemeyen genç kadınlık arzularını harekete geçirir. Daha sonra ablasının aksine Bihter, bir anda kendisini yasak ilişkinin içinde bulur. Namus ve sadık bir eş olma konusunda Peyker, annesi Firdevs Hanım’dan ve kardeşi Bihter’den farklıdır.

Nihal: Adnan Bey’in kızıdır. Son derece kırılgan, hassas bir kızdır. Sekiz yaşındayken annesini kaybetmiş, bu acı olayın tesirini yıllarca üzerinden atamamıştır. En küçük şeyden etkilenir, kırılır, incinir, küser, bir köşeye çekilip saatlerce ağlar. Babasına aşırı derecede düşkündür. Babasının, kendilerini eskisi kadar sevmeyeceği korkusuyla, Bihter’in yalıya gelmesini istemez. Bihter yalıya geldikten sonra, baba-kız arasındaki sıcaklık, içtenlik kaybolur. Nihal, babasını elinden aldığı için Bihter’i kıskanır, ona soğuk davranır, kin duyar. Nihal ile Bihter arasındaki çatışma, zamanla şiddetlenir. Kardeşi Bülent’in yatılı okula verilmesi, hizmetçilerin evden uzaklaştırılması, yaşının büyüdüğü gerekçesiyle Bülent’in odasının ayrılması, mürebbiyesi Mlle de Courton’un gönderilmesi gibi olumsuz gelişmeler, Nihal’in Bihter’e duyduğu kin ve öfkeyi artırır.
Bülent: Adnan Bey’in oğlu, Nihal’in kardeşidir. Evdeki herkes tarafından çok sevilen, etrafına gülücükler saçan, neşeli bir çocuktur. İki yaşındayken annesini kaybetmiştir. Romanın başında altı yaşındadır. Bülent, alışveriş amacıyla arabayla yapılan gezileri çok sever. Oldukça hareketli bir çocuktur, yerinde durmaz. Babasının kitaplarını dağıtır, renkli kalemlerle odasının duvarlarını boyar. Ablası Nihal’in aksine Bihter’le çabucak kaynaşır, onu sever.
Beşir: Adnan Bey’in yalısında çalışan Habeşli bir uşaktır. Tıpkı Nihal gibi kırılgan, hassas, zayıf bir çocuktur. Beşir, Nihal’i ümitsiz ve derin bir aşkla sevmektedir. Nihal hastalandığında, Beşir de hastalanır; Nihal’i üzgün gördüğünde, kendisi de dayanamaz ağlar. Beşir, Bihter ile Behlül arasındaki yasak ilişkiyi ta en başından öğrenmiş, soğuk kış gecelerinde onları gözetleyebilmek için saatlerce ayazda beklemiş, hatta bu yüzden ciddî bir şekilde üşütmüştür. Sürekli olarak öksürmektedir. Beşir, Nihal’in Behlül’e karşı boş olmadığını hissedince çok acı çeker. Behlül gibi çapkın, ahlâksız bir adamın Nihal gibi saf bir kızı hak etmediğini düşünür. Nihal’in Behlül’le evlenecek olmasını kabullenemez. Bihter ile Behlül arasındaki yasak ilişkiye son noktayı Beşir koyar. Romanın sonunda Nihal’in baygın bir hâlde yerde yattığını gören Beşir, yalıda yaşanan yasak ilişki hakkında tüm bildiklerini Adnan Bey’e anlatır.

Aşk-ı Memnu Romanının Özeti (Olay Örgüsü)
Adnan Bey, elli yaşlarında, zengin, dul bir adamdır. Karısını dört yıl önce kaybetmiş, kızı Nihal ve oğlu Bülent’le yaşamını sürdürmektedir. Boğaziçi sandal gezintileri sırasında sık sık karşılaştığı Firdevs Hanım’ın kızı Bihter’le evlenmeye karar verir.
Firdevs Hanım, kızlarıyla birlikte Rumeli sahilinde küçük bir yalıda yaşamaktadır. Bu aileden “Melih Bey takımı” olarak bahsedilir. Bu ad, Firdevs Hanım’ın yıllar önce ölen kocası Melih Bey’den gelmektedir. Firdevs Hanım on sekiz yaşındayken Melih Bey’le evlenmiş, fakat bu evlilikte beklediği heyecanı bulamamıştır. Nitekim evlendikten iki hafta sonra yeniden sandal gezintilerine çıkmaya başlamış. Melih Bey, karısının serbest tavırlarına ses çıkaramazmış. Firdevs Hanım, sandal gezintilerinde kimi zaman kocası yanındayken dahi yabancı erkeklerden mektuplar, çiçekler almaktan çekinmezmiş. Peyker ve Bihter adlarında kızları olmuş. Firdevs Hanım için çocukları, yaşlılık belirtisi ve gezip tozmasına engel olan varlıklardır.

Çocukları biraz büyüyünce Firdevs Hanım, gezinti ve eğlencelerine kaldığı yerden devam etmiş. Karısının hafifliklerine daha fazla katlanamayan Melih Bey, bir gün gizlice karısının odasına girmiş, bütün çekmece ve dolapları kırıp dökmüş. Sonunda karısının aşk mektuplarını bulmuş. Bu rezilliğe dayanamamış, bir hafta sonra da kahrından ölmüştür. Firdevs Hanım, kocasının ölümüne üzülmüş. Bu ölüme kendisi sebep olduğu için bir parça vicdan azabı da duymuş. Fakat bu durum fazla sürmemiş, Firdevs Hanım bir ay sonra yeniden gezinti ve eğlence yerlerindeki yerini almıştır.
Firdevs Hanım kırk beş yaşındadır. Otuz yıldır gezinti yerlerinin en tanınmış yüzüdür. Bembeyaz olmuş saçlarını sık sık sarı renge boyayarak gizlemeye çalışır. Halkın kendisi hakkında söylediklerine pek kulak asmaz, “Oh! Halka bakarsanız hiçbir şey yapmamak lazım gelir; bence insan halk için değil nefsi için yaşamalıdır!” diyerek gönlünce yaşar.
Firdevs Hanım’ın büyük kızı Peyker, Nihat Bey’le evlenmiş. Firdevs Hanım bu evliliğe şiddetle karşı çıkmasına rağmen yine de engel olamamıştır. Peyker’in evlenmesi yetmezmiş gibi bir süre sonra bir de çocuk beklediğini öğrenince bütün dünyası başına yıkılmıştır. Çünkü Peyker’in anne olması demek, Firdevs Hanım’ın annelikten büyükanneliğe geçmesi, yani yaşlandığının resmen belgelenmesi demektir.
Firdevs Hanım kızlarıyla sandal gezintisine çıkar. Bir ara yanlarından başka bir sandalla Adnan Bey geçer. Adnan Bey az önce, Bihter’le evlenme isteğini bildirmek üzere Firdevs Hanım’ın yalısına gitmiştir. Firdevs Hanım, Adnan Bey’in kendisine baktığını zanneder. Fakat Adnan Bey, Bihter’e bakmıştır.
Eve döndüklerinde Nihat Bey, gayet neşeli bir tavırla müjdeli haberi verir. Adnan Bey’in az önce gelip Bihter’le evlenme isteğini bildirdiğini söyler. Firdevs Hanım, yaşına uygun biri olarak kendisi dururken, kızı yaşındaki Bihter’i istemesine çok kızar. Kızı Bihter’i kıskanır. Adnan Bey’in yapmış olduğu bu evlilik teklifi, henüz yirmi iki yaşında genç bir kız olan Bihter’i çok heyecanlandırır. Firdevs Hanım, Adnan Bey’in çok yaşlı olmasını ve iki çocuğunu gerekçe göstererek bu evliliğe karşı çıkar. Bihter, Adnan Bey’in yaşını ve çocuklarını bir engel olarak görmez, annesinin aksine bu evliliğe sıcak bakar. Bihter’i asıl heyecanlandıran, büyüleyen şey, Adnan Bey’in çok zengin olmasıdır. Bihter uzun ve sert bir tartışmadan sonra annesini ikna etmeyi başarır.
“Zaten Adnan Bey o adamlardan biri idi ki onlar için yaş en adi bir ehemmiyet derecesinde kalır. Çocuklar?.. Bilakis Bihter’in hoşuna gidiyordu… ‘Bana, anne diyecekler, öyle mi? Mini mini bir anne! Yirmi iki yaşında iken bir genç kızın annesi olmak!.. Hele oğlan!.. yumuk yumuk gözleriyle bir bakıyor ki…’” (…)
“Adnan Bey’le izdivaç demek Boğaziçi’nin en büyük yalılarından biri; o önünden geçilirken pencerelerinden avizeleri, ağır perdeleri, oyma Louis XV ceviz sandalyeleri, iri kalpaklı lambaları, yaldızlı iskemleleriyle masaları, kayıkhanesinde üzerlerine temiz örtüleri çekilmiş beyaz sandalla maun sandalı fark olunan yalı demekti. Sonra Bihter’in gözlerinin önünde bu yalı bütün hayalinin tantanasıyla yükselirken üzerine kumaşlar, dantelalar, renkler, mücevherler, inciler serpiliyor; bütün o çılgıncasına sevilip de alınamayarak hasret kalınmış şeylerden oluşan bir yağmur yağıyor, gözlerini dolduruyordu.” (s.44-45)
“‘Evet!’ diyordu. ‘Buraya geliniz, görkemli yalılar, beyaz sandallar, maun sandallar, arabalar, kumaşlar, mücevherler, bütün o güzel şeyler, bütün o parlak emeller… Siz, hepiniz, buraya geliniz…’” (s.60)
Adnan Bey, Firdevs Hanım’ın yalısına giderek Bihter’le evlenmek istediğini söyledikten sonra yalıya döner. Oldukça hassas ve kırılgan bir kişiliğe sahip olan kızı Nihal’e, annesinin yerini almak üzere yalıya bir kadının geleceğini nasıl söyleyeceğini düşünür. Adnan Bey otuz yaşında evlenmiş, on altı yıllık evlilik hayatı boyunca sürekli olarak karısının türlü hastalıklarıyla uğraşmış, fakat acı sona engel olamamıştır. Adnan Bey, karısını dört yıl önce kaybetmiştir. Annesinin ölümünden sonra Nihal, uzunca bir süre bu şoku üzerinden atamamış, hastalanmış, geceleri korkunç kâbuslar görmüştür. Bu süre zarfında Adnan Bey kızıyla yakından ilgilenmiştir. Nihal’in babasına olan düşkünlüğü artmıştır. Adnan Bey, Bihter’le evleneceğini kızına söylemeye cesaret edemez. Bu konuda Mlle de Courton’dan yardım ister.
Nihal, babasının genç bir bayanla evleneceğini mürebbiyesinden öğrenir. Akşam yemeğinde lokmalar boğazına düğümlenir, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Ertesi sabah Nihal, babasının yanına gelir, boynuna sarılır, “Baba!.. Beni yine seveceksiniz, şimdi nasıl seviyorsanız öyle seveceksiniz, değil mi?” der. Babasından “Elbette!..” yanıtını alınca, “Öyle ise zarar yok, gelsin!..” diyerek bu evliliği onaylar.
Mlle de Courton, Adnan Bey’in yalısına Nihal dört yaşındayken gelmiştir. Babası tüm mirasını at yarışlarında kaybetmiş, daha sonra da intihar etmiş. Babasının ölümünden sonra Paris kaldırımlarına düşüp kötü bir kadın olmaktansa, akrabasının yanında fakir bir yaşam sürmeyi tercih etmiş. Kaldığı evde yediği ekmeği hak etmek için kendi isteğiyle çocukların eğitim ve terbiyesini üzerine almış. Yaşadığı bir güceniklik nedeniyle Fransa’dan ayrılarak Beyoğlu’na, seçkin bir Rum ailesine mürebbiyeliğe gelmiş. Uzunca bir süre burada mürebbiyelik yapmış. Daha sonra Adnan Bey’in yalısına gelmiş. Nihal henüz dört yaşındaymış. İki sene sonra Bülent doğmuş. Adnan Bey’in karısının sağlık durumu doğumdan sonra kötüye gitmiş, iki sene sonra da ölmüş. Ölmeden önce Mlle de Courton’u yanına çağırtmış, ondan bir öğretmenden çok bir anne olmasını istemiş, çocuklarını ona emanet etmiş. Gururlu ve prensip sahibi bir bayan olan Mlle de Courton, Adnan Bey kendisine karşı çok saygılı ve kibar davrandığı için bu eve olan sevgisi ve bağlılığı günden güne artmıştır.
Behlül, Adnan Bey’in yeğenidir. Babası başka şehirlere tayin edildiği için kalan eğitimini Galatasaray’da yatılı olarak sürdürmektedir. Haftada bir gün amcası Adnan Bey’in yalısına gelir. Behlül aşırı derecede eğlence düşkünü, pek çok kadınla ilişki yaşayan yirmi yaşında bir gençtir.
“Behlül o gençlerden biri idi ki onlar yirmi yaşında hayatı tamamıyla öğrenmiş olurlar, mektepten hayata çıkarken sahneye ilk defa çıkan acemi bir sanatkârın heyecanını duymazlar, hayat onlar için mektepte bütün sırlarıyla öğrenilen bir komedi hükmündedir,” (s.110)
Hayat onun için uzun bir eğlence idi…
Eğlenmek… Bu kelimenin manası da Behlül’de değişime uğramış idi. O hakikatte hiçbir şeyden eğlenmezdi. Bütün eğlence yerlerine koşardı, bütün gülünecek şeyleri arardı, ihtimal herkesten ziyade gülerdi; fakat eğlenir miydi? Eğleniyor görünürdü, onun için eğlenmek, eğleniyor görünmek demekti. Bütün gülüşlerinin, eğlenişlerinin altında saklı bir can sıkıntısı vardı ki onu daima bir zevkten diğerine sevk ederdi. Geceyi Tepebaşı’nda bir opereti dinleyerek geçirdikten sonra ertesi gün Erenköy bağlarında bir siyah çarşafın peşinde dolaşırken görülürdü; bir pazar günü Konkordiya şarkıcılarından birini araba ile Maslak’a kadar götürür, bir Cuma günü Çırçır Suyu’nda saz dinlerdi. İstanbul’un hiçbir eğlence yeri yoktu ki Behlül oradan bir zevk hissesi almasın.” (s.111-112)
Behlül ile Nihal arasında sekiz senelik bir yaş farkı vardır. Behlül, kendisini bir ağabey olarak görür, Nihal’i kızdırmak, iğnelemek için elinden geleni yapar. Behlül ile Nihal arasında sürekli olarak tatlı bir didişme yaşanır.
Mlle de Courton, çocukları on beş günlüğüne Ada’ya, büyük halalarının yanına götürür. Nihal, annesinin yerini alacak olan Bihter’in, babasını elinden alacağını, babasının kendisini eskisi gibi sevmeyeceğini düşünür. Yalıya dönerler. Nihal, babasına karşı daha mesafeli davranmaya başlar.
Bu arada Nihal genç kızlığa adım atmaktadır. Davranışlarında zaman zaman dengesizlikler olur; olur olmaz şeylere sinirlenir, küser, yalnız kalmak ister. Nihal’e yeni elbiseler, çarşaflar alınır. Nihal’in genç kızlığa geçişi evde küçük bir tören havasında gerçekleşir.
Adnan Bey ile Bihter’in evlenmelerinin üzerinden bir yıl geçmiştir. İki ev halkı, Adnan Beyler ile Firdevs Hanımlar Göksu’ya pikniğe giderler. Behlül, Peyker’i yakın takibe alır, onu baştan çıkarabilmek için saatlerce dil döker. Peyker oğlu Feridun’la ilgilenirken, Behlül ensesinden öper. Peyker, Behlül’ün tacizlerine daha fazla dayanamaz, engel olur. Behlül kafasını kaldırıp etrafına baktığında Bihter’le göz göze gelir. Behlül, daha sonra Firdevs Hanım’ın yanına gider, aşk maceralarını süsleyerek anlatır, ona kur yapar. Behlül bıkıp usanmadan Peyker ile Firdevs Hanım’ın peşlerinde dolanır.
Göksu gezisinde Behlül’ün Peyker ile Firdevs Hanım’a yaptığı kurlar, Bihter’in tatmin edilemeyen kadınlık duygularını su yüzüne çıkarır. Göksu gezisinden dönüldüğü akşam Bihter, yorgun olduğunu söyleyerek odasına çıkar. Karanlık odasında derin bir yalnızlık duygusuna kapılır. Ruhunun derinliklerinde alevlenen bir ateşin kendisini yaktığını düşünür. Üzerindeki elbiseleri yavaşça soyar, rüzgârın serinliğini vücudunda hissetmek ister.
“Bihter bu serin gecenin karşısında işte böyle bir ateş hissediyor ve üşümek, üşümek istiyordu. Meselâ, şimdi, denizde, suyun içinde olsaydı… Rüzgâr hep hamle hamle püskürüyor, yakasından, omuzlarından girerek, sinesinden kayarak onu soğuk dudaklarla öpüyordu. Böyle, rüzgârın buseleriyle kuşatıldıkça, daha fazla açılmak, daha fazla öpülmek istiyordu.” (s.199)
Tam bu esnada Adnan Bey gelir. Karısını pencerenin önünde çıplak bir halde görünce şaşırır. Birden karısına sarılıp onu öpmek ister. Bihter, kocasına karşı garip bir soğukluk hisseder. Yalnız kalmak istediğini söyleyerek kocasını dışarı çıkarır. Bihter o gece, bir yıllık evliliğinin muhasebesini yapar. Yaşlı kocasına gençliğini, bedenini vermiş; fakat ruhunu, kalbini verememiştir. Kocasını düşündüğünde, âdeta ruhunun üşüdüğünü hisseder. Bihter, Adnan Bey’le evlendikten sonra hayal ettiği maddî olanaklara fazlasıyla kavuşmuş, ancak gönlü yoksul kalmış, aşka, sevgiye, heyecana susamıştır.
Bihter’in zihninde bir an, Göksu gezisinde Behlül’ün Peyker ve Firdevs Hanım’a yaptığı tacizler canlanır.
“Onu Peyker’in arkasında dudakları ateşli bir buse ile Peyker’in ensesinden öpmek için orada can veriyor gördü; daha sonra çapkın bakışlarıyla hamakta Firdevs Hanım’ı sallarken gördü.” (s.209)
“Sevmek, sevmek istiyordu. Hayatında yalnız bu eksikti; fakat hayatta her şey bundan ibaretti: Sevmek, evet, bütün mutluluk yalnız bununla elde edilebilirdi… Sevmek istiyordu, ateşler içinde delice bir aşk ile sevecek mesut olacaktı. İşte şimdi bu şatafatlı odanın servetleri içinde siyah mermerlerle örülmüş bir mezarda diri diri gömülmüş gibiydi. Nefes alamıyor, boğuluyordu; bu mezardan çıkmak, yaşamak, sevmek istiyordu.” (s.211-212)
Karanlıktan sıkılan Bihter, kandili yakar. Sarı bir ışık odanın içine yayılır. Bihter, çıplak bedenini aynada görür, bir süre kendi vücudunu seyreder. Kendisini çok güzel bulur. Bu güzel vücudun aşktan, heyecandan uzak bir şekilde çürümeye mahkum olduğunu düşünür.
“Kendisine, kendi güzelliğine gülüyor ve böyle istifade olunmamaya mahkûm bu güzelliğe gülerken ağlamak istiyordu. Demek bundan sonra, evet bu gece, nihayet bir senelik saldırıdan sonra artık üstün olunamayan vücudunun gençlik isyanı her vakit böyle karşısına çıkacak, sevmek, kucaklamalar içinde mest olmak isteyen mustarip ruhu onu böyle hırpalayacak, ezecek ve bu güzellikler boş emeller içinde çırpına çırpına mahvolacaktı…” (s.217)
“Oh! Ne yanılmış idi!.. Ona sevmek, sevmek lazımdı, sevemeyecek olursa ölecekti. Fakat nasıl sevecek? Sevmek, bu artık kendisi için memnu (yasak), imkânsız bir şey değil miydi?” (s.218-219)
Bülent yatılı okula gönderilir. Kardeşinin ayrılığı Nihal’in kalbini derinden sızlatır. Gece olup da kardeşinin boş yatağını görünce ağlamaya başlar. Bu konuda Bihter’i suçlar. Bir haftalık bir ayrılıktan sonra Bülent yalıya gelir, okulla ilgili gözlemlerini biraz süsleyerek, biraz da abartarak anlatır.
Nihal, hizmetçilerin bir odaya kapanıp gizli gizli konuştuklarını görür. Ne olup bittiğini anlamak için yanlarına gider. Hizmetçilerden Şakire Hanım, kocası Süleyman Efendi ve kızları Cemile’nin yalıdan ayrılacaklarını öğrenir. Hizmetçiler –Şakire, Nesrin, Şayeste– ağız birliği etmişçesine Bihter Hanım’ın aleyhinde konuşurlar. Şakire Hanım’ın Bihter Hanım tarafından uzaklaştırıldığını söylerler.
“Gidiyorlar, artık bu evde oturamayacaklar. Sade onlar değil, bu evde hiçbir kimse oturamayacak. Biz şimdi hepimiz göze batıyoruz… Birer birer hep kolumuzdan tutularak, sokağa atılacağız. Bizden kurtulduktan sonra artık rahat etsinler…” (s.229)
Ağustos sonlarında gidilen Göksu gezisinin üzerinden yaklaşık dört ay geçmiştir. Dışarıda lapa lapa karlar yağmaktadır. Bihter, sipariş ettiği şekerlerini almak için Behlül’ün odasına girer. Odayı, yanmakta olan sobanın kapağından çıkan alevler aydınlatmaktadır. Behlül, masanın üzerinden küçük şeker kutusunu alırken resimler kayarak yere düşer. Bunlar genç kız resimleridir. Bihter kanepeye oturur, sobanın alevlerinin aydınlığında bu resimlere bakar. Behlül elini, sanki tesadüfen olmuş gibi Bihter’in dizine koyar. Bu arada sobanın alevi geçmiş, odanın içi karanlık olmuştur. Birden her ikisi de titrer, kalplerinde garip bir heyecan duyarlar. Birkaç dakika kıpırdamadan sessizce dururlar. Bihter şekerleri hatırlayarak kalkmak ister. Behlül biraz daha kalması için yengesine ısrar eder, yanındayken çok mutlu olduğunu, birbirlerini çok seveceklerini söyler. Pencerenin önüne gelip birlikte karın yağışını seyrederler. Bihter, Göksu gezisine gittikleri günün gecesini hatırlar, derin bir uçuruma yuvarlanıyormuşçasına korku duyar. Odadan çıkmak ister. Behlül engel olur, Bihter’i öpmeye başlar.
Behlül, yengesi gittikten sonra daha rahat düşünebilmek için bir kibrit ararken, yakınlaşmalarına vesile olan şekerleri görür. Kutuyu açarak içinden bir tanesini ağzına atar. Şimdiye kadar başından geçen aşk maceralarını birer birer hatırlamaya başlar. Yaşadığı aşklar bir anda gözünde değersizleşir. Bihter’le yaşayacağı aşkı, daha öncekilerin hepsinden üstün sayar. Hayatındaki sevda oyunlarına da Bihter’le son noktayı koyacağını düşünür.
Behlül çok sayıda kadınla ilişki yaşadığı için kadınlardan bıkmıştır. Hiçbir ilişki onun kalbinde küçük de olsa bir kıpırdanma meydana getirmez. Kadınları birer oyuncak gibi görmekte, onlarla oynamaktadır. Fakat Bihter’le yaşayacakları aşk, herkesin yaşayabileceği türden değildir. Behlül’ün Bihter’e karşı duyduğu, saf bir aşktan çok, yasak aşkın verdiği heyecandır.
“Birden kendisini yükselmiş, adi sevişmelerin, rezil ilişkilerin üstüne çıkmış buluyordu. Artık hayatının küçük küçük aşk hikâyeleri kapanmış, şimdi her türlü ihtiraslarıyla, emelleriyle, ateşleriyle, mutluluklarıyla uzun bir sevda hikâyesi başlamış idi. Bütün o eski hatıraları hakir görüyor, düşük buluyordu. Onlar çocuklukta karalanıp da artık varlıklarından utanılan, yırtılıp atılmak, yakılıp kül edilmek istenen müsveddeler seviyesine düşmüş idi. Şimdi aşk hayatının mükemmel bir eserini yazacaktı ve artık bu eserinden sonra sevda hayatını kapayabilirdi.” (s.247-248)
“Bu aşk bütün tehlikeleri ve zorlukları ile onun için daha çekici, daha ihtiraslı bir şey olacaktı. Kendisini bir hikâyenin kahramanı gibi önemli kabul ediyordu. Eski sevişmelerinin hepsini inkâr ediyor, onların hiçbirinde, asıl aşktan beklenen şeyleri, o ruhu titretip mahveden heyecanları, cinnetleri, hatta gözyaşlarını, ıstırapları duymadığına, görmediğine karar veriyordu; fakat Bihter bunları hep verecekti, asıl onu sevecekti, hayatının hemen tek aşkı bu olacaktı. Ötekiler hep bir yığın oyuncaktan ibaret kalacaktı.” (s.253)
“Herkesin gözleri önünde kimseye hissettirmeksizin sevişmek… Oh! Bu gizli şeyde öyle küçük mutluluklar olacaktı ki… Herkesin içinde Bihter’e yabancı dururken onun bir bakışı olacaktı ki kendisine: ‘Ben seninim, yalnız seninim!’ diyecekti.” (s.253-254)
O geceden sonra Bihter, kendisini kirlenmiş hisseder. Behlül’ü sevmemektedir, ona âşık değildir; fakat bir anda ne olduğunu anlamadan kendisini onun kollarında bulmuştur. O gecenin sabahında Adnan Bey gelip karısını öpmüş, Bihter hiçbir heyecan duymamıştır. Gayet normal bir şekilde hayatını sürdürür. Bihter bu aşk günahının verdiği sıkıntıdan, ancak Behlül’ü daha fazla severek kurtulabileceğini düşünür.
“Demek bu sabah Bihter, her sabahkinden başka bir Bihter’di. Artık mutsuz, kötü talihine acınacak bir kadın değil, bir daha silinmeyecek bir leke ile kirlenmiş, sefil, murdar bir mahluk idi. Nihayet işte şimdi büsbütün Firdevs Hanım’ın kızı olmuş idi. Bunu kendi kendisine söylüyor ve kendisinden iğrenilecek bir vücuttan kaçarcasına kaçmak istiyordu… Behlül’ü sevmiyordu, hayır, bundan emindi; çapkın bir çocuktan başka bir şey olmayan bu adam hakkında aşka benzer hiçbir şey duymamış idi.” (s.255)
“Nihayet Firdevs Hanım’ın kızı olmuş idi; evet, yalnız onun için gitmiş, bu adamın kollarında kirli bir kadın olmuş idi. Başka bir sebep bulmuyordu. Demek onun kanında, kanının zerrelerinde bir şey vardı ki onu böyle sürüklemiş, sebepsiz, özürsüz Firdevs Hanım’ın kızı yapmış idi. Bütün bu günahın, bu kirin sorumluluğunu annesine yüklüyordu.” (s.256)
“Behlül’ün hatırasında tesadüfle sahip olunmuş bir fahişe hükmünde kalamazdı; artık onun hayatına sahip olmalıydı, onu sevmeliydi, sevmeye çalışmalıydı; bu aşk günahına öyle bir gelecek yolu belirlemeliydi ki onu alçaltmak değil yükseltsin. Evet, bunu ancak aşk temizleyebilirdi.
Bu sabah Adnan Bey, onun odasına gelip de ‘Gülüm, beni bu sabah öpmüyor musun?’ dediği zaman Bihter hiçbir şey duymayarak, hatta dudaklarında bir çekinme hissetmeyerek kocasını öpmüş ve sonra bu kadar kayıtsız kalışına şaşırmış idi. Demek, böyle kalbinde hiçbir şey titremeden vücudunu başka birisine verdikten sonra dudaklarını kocasına uzatabilmiş idi; demek bu kadar hissiz, bu kadar kayıtsız idi? Kendi kendisine şaşıyordu. Onda bir şey bu suskunluğa karşı isyan ederken diğer bir şey onu kabul ediyor, doğal karşılıyordu.” (s.257-258)
Bir hafta sonra Bihter ile Nihal, Firdevs Hanım’ın yanına giderler. Nihal’in giyeceği bir elbise için kendisinden fikir alırlar. Yalıya döndüklerinde Behlül, konuşmak istediğini söyleyerek Bihter’i odasına çeker. Bihter’in kalbini ve güvenini kazanabilmek için özlem dolu sözler söyler.
“Oh! Bilseniz, sizi sevmekle neler kazanıyorum; hayatımı, kendimi, varlığımı, işte siz bana bunları kazandırıyorsunuz. Sizi sevmeden evvel hissiz, ruhsuz bir şeydim; bütün o koştuklarım, o uğraştıklarım yapılmak için yapılmış şeyler, boş geçirilmek istenilmeyen bir gençliği doldurmuş olmak için icat olunan yalanlardı. Anlıyor musunuz? Bütün o hayat baştan başa bir yalandı…
Bilsen Bihter seni nasıl seviyorum? Seni ölünceye kadar, öldükten sonra bile, nasıl seveceğimi bilsen… sen de beni seviyorsun, değil mi, Bihter? Benim olacaksın, yalnız benim, değil mi?” (s.270)
Bir hafta sonra yaşanan bu ikinci buluşmadan sonra, Bihter’in iç dünyasında verdiği sıkıntılı savaş sona erer. Yaşadığı yasak aşkın getirdiği kaygılar yok olur. Artık kendi kendisine Behlül’ü sevdiğini itiraf eder. İçindeki aşk susuzluğunu, Behlül’le giderecektir. Bu yasak aşk, içinde türlü tehlike, zorluk, gençlik, heyecan gibi unsurları barındırdığından hem Bihter hem de Behlül’e çekici gelmektedir.
“Bu aşk onlar için asıl tehlikeleriyle, zorluklarıyla çekici oluyordu. Herkesin gözü önünde herkesten saklanan, yalnız, ikisine ait gizli bir hayat vardı ki bütün güzellikleriyle onları daha fazla birbirine yakınlaştırıyor, ilişkilerine fazla bir samimiyet veriyordu.” (s.271)
Bir gün Behlül, Bihter’e bütün bir geceyi birlikte geçirmeyi teklif eder. Bihter kendi odasında değil de Behlül’ün odasında olmak şartıyla bu teklifi kabul eder. Behlül’ün yazı odasında bir kapı ile geçilen küçük bir yatak odası vardır. Heyecanla bu gecenin gelmesini beklerler.
“Bir gece herkes uyuduktan sonra, o, yatağından süzülerek inecek, çıplak ayaklarına terliklerini takacak, omuzlarına bir şey atacak, nefes almaktan korkarak kapısını açacak… Ah! O heyecan dakikası!..” (s.275)
Behlül, genelde haftanın yarısını dışarıda geçirirken, bu tekliften sonra her gün yalıda kalır. Bir ay kadar sonra, bir gece Bihter üzerinde geceliğiyle gizlice Bihter’in odasına gider. Bihter, Behlül’e şayet bir gün yakalanırlarsa ne olacağını sorar. Behlül bu soruyu, Bihter’in kendisine güvenmesi ve korkmaması için, “Ne iyi olurdu… O zaman sizinle beraber buradan giderdik. O zaman büsbütün mutlu olurduk!..” (s.290) diye yanıtlar. Behlül’ün her şeyi terk edip kendisiyle geleceğini söylemesi, Bihter’i rahatlatır. Geceyi birlikte geçirirler.
“Kapıyı açarken titriyordu. Gürültü olup olmadığını anlayamadı, odasına girip kapısını kapadıktan sonra bir müddet durdu, etrafını dinliyordu. Hiç, hiçbir ses yoktu. Bu büyük ev derin bir uyku içinde, her şeyden habersiz, geniş geniş nefeslerle uyuyordu.
Demek gecelerin kara gözlerinden başka hiçbir göz onu görmemişti, demek bu kadın bu geceyi başka bir odada geçirmiş idi ve bunu kimse bilememişti. Bihter bu derece kolay olabildiğine şaşıyordu. Şu hâlde isterse yarın gece, isterse her gece oraya gidebilecekti.
Nihayet belki bir defa görülebilirdi, fakat bundan artık korkmaya sebep yoktu; mademki onunla beraber gideceklerdi, ta okyanusların öte tarafına…” (s.292-293)
Kardeşi Bülent’in odasının ayrıldığını öğrenince Nihal, çılgına döner. Yine Bihter’i suçlar. Nihal doğru babasına koşar. Ancak Adnan Bey, Bülent’in büyüdüğünü, artık ablasıyla aynı odada kalmasının uygun olmayacağını belirtir.
“Nihal dondu. Nasıl, nihayet Bülent’i büsbütün ondan alıyorlardı, haftada bir gece bile ablasına bırakmak istemiyorlardı…
Bunlar hiçbir şey için yapılmıyor, yalnız beni, anlıyor musunuz? Bu evin içinde artık fazla gelen kızı kahretmek için yapılıyor. İtiraf etseniz a, niçin saklıyorsunuz, sanki? Siz beni herkesten uzaklaştırmak, yapayalnız bırakmak istiyorsunuz, işte geldiğinizden beri buna çalışıyorsunuz.” (s.314-315)
Bir gün Nihal, mürebbiyesi Mlle de Courton’un memleketine gönderileceğini öğrenir. Nihal’in Bihter’e karşı duyduğu kin ve nefret bir kat daha artar. Babasının, bu kadının elinde âdeta bir oyuncak gibi kullanıldığını düşünür.
Firdevs Hanım’ın, yalısındaki rutubet nedeniyle dizlerindeki sızılar artar. Misafir olarak Adnan Bey’in yalısına gelir. Nihal, gittikleri bir düğünde Firdevs Hanım’ın herkesçe bilinen kötü ününü öğrenmiş olduğundan ondan pek hoşlanmaz.
Behlül ile Bihter bütün bir kışı birlikte geçirirler. Behlül zamanla Bihter’den bıkar, onunla birlikteyken ilişkilerinin başında duyduğu heyecanı duymaz. Bu soğukluğun, Bihter’in yumuşak huylu olmasından, hiç küsmemesinden kaynaklandığını düşünür.
“Bihter ona küsseydi, birkaç hafta, evet, yalnız birkaç hafta dargın olsalardı, Behlül, beş dakika yalnız görüp, sonunda affettirmeyi başarmak için günlerce fırsat bekleseydi, sonra gözyaşları içinde tekrar birbirinin kollarına atılsalardı, öyle zannediyordu ki o zaman şimdi istemeksizin düşündüklerini düşünmeyecekti.” (s.346)
Bir gün Behlül, Nihal’in piyanoda çaldığı parçaları dinlerken, Beyoğlu’nda geçirdiği eğlence gecelerinde tanıştığı Kette adındaki Hollandalı kız arkadaşını hatırlar. Birden, onu görmek için içinde şiddetli bir arzu duyar. Hemen o akşam Kette’nin yanına gitmeye karar verir. Nihal’den borç para alır. Evden çıkarken Bihter’le karşılaşır. Küçük bir iş için İstanbul’a gideceğini söyler. Bihter, Behlül’ün gözlerinden kendisine yalan söylediğini anlar.
Nihal’i dinleyenler arasında Beşir de vardır. Beşir, Nihal’i karşılıksız bir aşkla sevmektedir. Nihal’in üzüldüğünü gördükçe, kendisi de için için kahrolmaktadır. Beşir, duygularını açmaya cesaret edemez. Nihal’in dizlerine kapanarak ağlar, ağlar…
Adnan Bey, artık karısının kendisini sevmediğini hissetmektedir. Bihter, çoğu gece yorgunluk ve rahatsızlık gibi bahanelerle kocasını dışarı çıkarıp odasının kapısını kilitlemektedir. Bir gün Adnan Bey’in içine, Bihter ile Behlül arasında bir ilişki olabileceği şüphesi düşer. Fakat zihnini şöyle bir kurcaladığında, bu şüphesini haklı çıkaracak bir şey hatırlamaz. Fakat yine de yeğenine karşı kin duyar, onun gençliğini kıskanır.
Mlle de Courton, Bihter ile Behlül arasındaki gizli ilişkiyi bilmektedir. Bunu anlayan Bihter, çıkması muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla, Mlle de Courton ile konuşur, Nihal’in artık genç bir kız olduğunu, bu nedenle de bir mürebbiyeye ihtiyacı kalmadığını söyler. Soylu bir kadın olan Mlle de Courton, evden kovulmayı kendisine yakıştıramadığından, Adnan Bey’le konuşarak ailesini çok özlediğini söyler, memleketine gitmek için izin ister.
Behlül, üç gün sonra yalıya döner. Kette ile geçirdiği üç geceden sonra ondan da bıkmış, yeniden Bihter’e koşmuştur. Odasına girdiğinde pencerenin önünde Bihter’in ıslak mendilini görür. Yerdeki birkaç damla da gözüne çarpar. Bihter’in burada kendisini ümitsizce beklerken acı çektiğini, gözyaşı döktüğünü anlar. O sırada içeri giren Nihal, Behlül’ün elindeki mendili görür. Mendilin Bihter’e ait olduğunu bilir.
Firdevs Hanım’a Mlle de Courton’un odası verilir. Adnan Bey, Firdevs Hanım’a Emma adında Alman bir hizmetçi tutar. Firdevs Hanım çok geçmeden kızı Bihter ile Behlül arasında bir ilişki olduğunu sezinler. Her zaman olduğu gibi, kızlarının mutluluklarını engellemek için yapacağını yapar. Behlül ile Nihal’i birbirine yakıştırır. Nihal gibi genç ve güzel bir kızı elinden kaçırmaması için Behlül’e sürekli olarak baskı yapar. Bu konuşmaları geri planda duyan Beşir ise, güçlü bir sarsıntı yaşar. Bihter, kendisini aldattıktan sonra günlerce Behlül’le konuşmaz. Behlül, Bihter’den tümüyle kopmak istemez. Yine birlikte olmaya başlarlar, fakat ilişkilerinde eski heyecan ve tadı bulamazlar. Behlül ara sıra yalıdan ayrılır başka kadınların kollarına gider. Evin içinde Behlül ile Nihal’in birbirine yakıştırılması, bu konuyla ilgili şakalar yapılması Bihter’i derinden yaralar.
Behlül’ün, en başından beri kardeş gözüyle baktığı Nihal’e karşı duyguları zamanla değişir. Ondan hoşlanmaya başlar, onun yanındayken heyecanlanır. Nihal on beş yaşına gelmiş, güzel bir kız olmuştur.
Behlül, Nihal’e kendisini çok sediğini, kendisiyle evlenmek istediğini söyler. Konuşulanları Bihter duyar. Bihter bu evliliğe asla izin vermeyeceğini söyler. Behlül’ü, aralarındaki ilişkiyi Nihal’e söylemekle tehdit eder.
Bihter bir zamanlar bu aşkın yüceliğini savunan, kendisine birlikte uzaklara kaçmayı vaat eden Behlül konusunda yanıldığını anlar. Kendisine aşağılık bir kadın muamelesi yapan bu adamdan nefret eder.
Firdevs Hanım’la Adnan Bey, düğünden önce birbirlerini tanımaları, birbirleriyle kaynaşmaları için Nihal’i halasının yanına Ada’ya gönderirler. Adnan Bey, Behlül’e şayet kızı Nihal isterse kendisinin de bu evliliğe onay vereceğini söyler. İki gün sonra, Nihal’e evlenme teklifinde bulunmak üzere Behlül de Ada’ya gider. Nihal’i ikna edebilmek için çok dil döker. Sonunda Nihal’in ağzından evet yanıtını alır.
“Bütün hayatın mutluluğu bence senin yalnız bir kelimene bağlı duruyor, yalnız bir küçük evet; dünyada beni insanların en mutlusu edecek… Seninle ne güzel, ne mesut bir çift olacağız…” (s.439-440)
“Bilsen Nihal, sana böyle söylerken kendime ne kadar şaşıyorum! Hep değişmiş, başkalaşmış bir Behlül! Çünkü sen beni değiştirdin; evet, evet, büsbütün… Senin çocukluğundan, saflığından bana bir şey bulaşmış oldu; sanki hayatımın birkaç senesi, bütün o boş emellerle dolmuş sahifeleri birden yırtılıverdi. Senin karşına çocuklaşmış, hatta ne için itiraf etmeyeyim, temizlenmiş olarak çıktım. Bana o mini mini elini uzatıverirsen ben kurtulmuş bir adam olacağım.” (s.452)
Nihal, ertesi sabah uyandığında gayet neşelidir. Taşacak derecede yoğunlaşan duygularını biriyle paylaşma ihtiyacı duyar. Aklına mürebbiyesi gelir. Ona kısa bir mektup yazar. Bu arada Beşir, çok şiddetli üşüttüğünden hasta yatmaktadır. Acı acı öksürmektedir. Nihal ile Behlül arasındaki gelişmeler, Beşir’i olumsuz etkilemiştir.
Behlül, İstanbul’a gitmek zorunda olduğunu söyler. Nihal, göndermek istediği bir mektubu olduğunu söyler. Behlül, Nihal’in mektubunu koymak için cüzdanını çıkarırken, cebinden küçük bir kâğıt parçası kayarak yere düşer. Nihal, önce Behlül’ü uyarmak ister, fakat sonra içini şiddetli bir kıskançlık ve merak duygusu kaplar. Behlül, cebinden düşen kâğıdın farkına varmaz. Behlül evden çıkar çıkmaz, Nihal kâğıttaki iki satırlık yazıyı okur: “Hepsini itiraf etti. Artık o düşünceniz mümkün değil. Bu akşam mutlaka burada bulununuz.” (s.464)
Nihal önce bu nottan pek bir şey anlamaz, fakat yazıya biraz dikkatli bakınca yazının Firdevs Hanım’a ait olduğunu anlar. Bir anda zihninde Bihter’in hayali canlanır. İtirafı eden kişinin Bihter olduğundan şüphelenir. Hemen yalıya dönerek işin aslını öğrenmek ister.
Öte yanda Bihter, Nihal’in Ada’ya gönderildiği gün annesiyle konuşup Behlül’le olan ilişkisini anlatmaya ve evlilik işini bozması için ondan yardım istemeye karar verir. İçinde güçlü bir intikam arzusu vardır: Kendisini bir süre kullandıktan sonra âdeta bir paçavra gibi bir kenara atma küstahlığını gösteren adamdan alınacak intikam. Bihter annesiyle tartışır, annesini Behlül’le bir senedir yaşadığı yasak ilişkiyi Adnan Bey’e söylemekle tehdit eder. Annesine, olanca siniriyle bağırır, ağzına geleni söyler. Annesinin dizlerinde ağlamaya başlar: “Lakin, yarabbi! Anlasanıza, ölüyorum. Onların gözümün önünde seviştiklerinden, gözümün önünde… Ben işkenceler içinde kıvranırken, onların saadetlerinden ölüyorum…” (s.486)
Ertesi gün Firdevs Hanım, küçük bir kâğıda “Hepsini itiraf etti. Artık o düşünceniz mümkün değil. Bu akşam mutlaka burada bulununuz.” (s.464) notunu yazar, kâğıdı küçük bir zarfa koyar. Kimse görmeden Behlül’e vermesini tembihleyerek Bülent’in eline sıkıştırır. Bülent, Ada’ya gider, kâğıdı Behlül’e teslim eder. Behlül, notu okuyunca ne yapacağını şaşırır, Bihter’in her şeyi yapabileceğini bildiği için korkmaya başlar. Nihal’e acilen İstanbul’a gitmesi gerektiğini söyler, Ada’dan ayrılır.
Behlül’ün birdenbire aceleyle Ada’dan ayrılmasından şüphelenen Nihal de Behlül’ün arkasından yalıya döner. Yalıda Behlül’ü göremeyince kafasında tasarladığı şeylerin birer kuruntudan ibaret olduğunu düşünür, yaptığı bu çocukluktan dolayı kendisini suçlar. Nihal, böylesi karışık duygularla boğuşurken Behlül’ün sesini duyar. Nihal’in korktuğu başına gelir. Behlül, Bihter’e Nihal’in her şeyi öğrendiğini söyleyerek ondan geceleyin odasına gelmesini ister. Konuşmaları duyan Nihal, baygınlık geçirir, merdivenlerden yuvarlanarak yere düşer. 
Behlül yüksek sesle Nihal’in bayıldığını söyler, yardım ister. Adnan Bey gelir, kızını kucaklayarak odasına götürür. Herkesi dışarı çıkarır. Adnan Bey’in içine bir şüphe düşer. Nihal’in Ada’dan ani bir şekilde dönmesi, Behlül ile Bihter’in ayakları altında serilmiş olması, Bihter’in ortalıktan kaybolması içindeki şüpheyi güçlendirir. Bu sırada içeriye Beşir girer. Nihal’i baygın hâlde görünce, daha fazla dayanamaz ve tüm bildiklerini Adnan Bey’e anlatır. Beşir, soğuk kış gecelerinde Behlül ile Bihter’i gözlemek için saatlerce beklediğinden çok kötü üşütmüştür. Bir türlü kesilmeyen öksürüklerinin de sebebi budur. Beşir, Behlül ile Bihter arasındaki ilişkiyi ta en başından bilmesine rağmen, söylemeye cesaret edememiştir. Beşir’in, bu evlilik söylentisinden sonra sağlığının kötüye gitmesinde, tutkuyla bağlı olduğu Nihal’in, çapkın ve iki yüzlü Behlül tarafından aldatılmasının üzüntüsü vardır.
Öte yanda Bihter, beklenmeyen bu gelişme karşısında ne yapacağını şaşırır. Nihal’i kucaklayıp götüren Adnan Bey’in peşinden gitmeye cesaret edemez. Behlül, “Ben gidiyorum.” (s.506) der. Bihter’i orada, öylece, yapayalnız bırakır, kaçıp gider. Behlül tarafından yüzüstü bırakılan Bihter, artık yaşamak istemez. Behlül’ün iki yüzlülüğüne daha fazla tahammül edemez. Kocasının odasına gider. Yataklığın yanındaki küçük dolabın çekmecesinden kocasının tabancasını alır, kendi odasına geçer, kapıyı kilitler. Tabancayı, vücudunun aşk yarasıyla sızlayan noktasına doğrultur ve tetiği çeker.
Bihter’in intihar etmesinin üzerinden üç ay geçmiştir. Olaydan sonra Nihal, üç gün odasında hasta yatmış, fakat nekahat hâli üç aydır devam etmektedir. Doktorunun tavsiyesiyle Adnan Bey, kızını çamların altında gezintilere çıkarır. Baba-kız yaşadıkları acı olayların unutabilmek için birbirine destek olur. Bihter ile Behlül’den hiç söz etmezler. Mlle de Courton’a bir mektup yazarak onu yeniden yalıya çağırırlar. Eski hizmetçileri Şakire Hanım’la kocası da, kızları Cemile’yi gelin ettikten sonra kalan ömürlerini geçirmek üzere Adnan Bey’in yalısına gelirler. Bülent de artık geceleri okulda kalmaz, evine gelir. Yalıdaki yaşam yeniden eski günlerine döner.
― S O N ―
KAYNAKÇA : 
http://www.yenimakale.com/edebiyat/1509-halit-ziya-usakligilin-ask-i-memnu-romani.html
[*] Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, Özgür Yayınları, Beşinci Basım: Ocak 2005, 514 s. (Alıntılar bu baskıdan yapılmıştır.)
[1] Cevdet Kudret, Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman I, İnkılâp Kitabevi, 5. Baskı: İstanbul 1987, s. 208
[2] L. Sami Akalın, Halit Ziya Hayatı Sanatı Eserleri, Varlık Yayınları, İstanbul 1979, s. 29
[3] Olcay Önertoy, Halit Ziya Uşaklıgil Romancılığı ve Romanımızdaki Yeri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1995, s. 69
[4] İsmail Çetişli, Halit Ziya Uşaklıgil, Şûle Yayınları, İstanbul 2000, s. 98
[5] Ömer Faruk Huyugüzel, Halit Ziya Uşaklıgil, Akçağ yayınları, 1. Baskı: Ankara 2004, s. 65
[6] Cemil Yener, Halit Ziya Uşaklıgil, Toker Yayınları, İstanbul 1974, s. 46
[7] Ali İhsan Kolcu, Servet-i Fünûn Edebiyatı, Salkımsöğüt Yayınları, 1. Basım: Ankara 2005, s. 311
[8] Fethi Naci, Yüz Yılın 100 Türk Romanı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2007, s. 10
[9] Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I, İletişim Yayınları, 5. Baskı: İstanbul 1995, s. 73
[10] Berna Moran, a.g.e., s. 75
[11] Fethi Naci, a.g.e., s. 12