
Dolunayın son aylarda ne kadar güzel ne kadar çekici göründüğü konusunda mutabık mıyız? İyi o halde. Dolunayın psişik etkilerinden haberimiz var mı? Güzeel. Peki her dolunayla benim PMS ( gavurcası premenstrual syndrome, bizde karşılığı ise `karnımın ağrısından geberiyorum ve sinirim felaket bozuk`) günlerimin çakışmasına ne diyeceksiniz?
Dolunayın kimi insanlar üzerinde; gerginlik, kalp çarpıntısı, libido taşkınlığı, melankoli gibi etkiler oluşturduğu bir bilimsel gerçek. E tabi, koskoca denizleri kıyıdan açıklara doğru çeken, okyanusları büzüştüren ay, insanoğlunu hafiften germiş, çok mu yani?

Birçok insanı dolunayın gerçekten de etkilediği doğru olabilir ama kurtadam vaziyeti sanki abartılmış gibi. O kadar da etkilenilmez diye düşünüyorum. Fakat bunu ay hilalken düşünüyorum, dolunay varken gerginliğim o kadar ileri aşamada oluyor ki, değil kurtadam kurt sürüsü çıksa karşıma, elimin tersiyle geçirdiğim gibi yere sererim herhalde. Dolunaydan mı, yoksa hormonal değişimlerden mi bilmiyorum ama ben potansiyel bir `psyco` oluyorum. Aşırı gerginlik, karın şişliği, gözlerde pörtleme, avuç içlerinde kaşıntı (anneme göre bu, çok para kazanacağım demekmiş), hızlı soluma, terleme, akabinde üşüme, reklamları seyrederken ağlama, ağlanacak yerde kahkaha atma, aşırı makyaj yapma isteği, durmadan tatlı yeme ve yetinmeme, tatlı biterse reçel kaşıklama, herkesten nefret etme, tüm arkadaşları arayıp tehdit etme gibi sıralayabileceğim, ufak tefek sempatik değişimler yaşıyorum. Ve her defasında tehdit ettiğim bazı kişilerin kafalarını bedenlerinden ayırdığımı ve sonra cesetten nasıl kurtulacağımı düşündüğümü hayal ediyorum ve cesetten nasıl kurtulacağıma karar verdiğim sırada ya dolunayın etkisi geçiyor veya PMS`in. ADET SANCISI...
Ben yine aynı tatlı, sevecen, iyilik perisi halime geri dönüyorum.
Geçenlerde dolunay sanki inadıma en güzel renklerini sergilerken ve kocaman gözleriyle dünyayı süzerken, kasıklarım ve böbreklerimin ağrısından mütevellit yetmişbeşinci ağrı kesiciyi içtim. Neyse, hafta sonu diye ailemin yanına gitmiştim ve İstanbul`a geri dönmek için doğru dürüst firmalarda otobüs bileti bulamadım. Ailem neden acaba uçakla gidilen bir tatil beldesine gitmez ve acaba onları kessem mi diye düşündüm, sonra hemen her saat başı otobüs kaldıran bir firmadan bilet aldım. Ertesi gün SİESTA`nın sayfalarını hazırlamam gerekiyordu mutlaka dönmeliydim yani. Öğlen vakti otobüse binmeden önce birkaç saat denize girdim ve bir kız arkadaşım geldi yanıma. Kadın hiç durmadan `ne olacak bizim halimiz, neden evlenemiyoruz, gül gibi kadınlarız, ayol bizden iyisini mi bulacaklar, eyvah dul kaldık` falan şeklinde konuşmaya başladı. Bu arada yüzüyoruz yan yana. Ben hızlanıyorum, o hızlanıyor, espriyle karışık `git sinirimi bozma seni boğarım` dedim. Boğma kelimesini `denizde yapılan eşek şakası` ile karıştırıp, eliyle yüzüme su attı. Ben de iki elimle onun yüzüne su attım ama koca bir dalga yemiş gibi oldu suratına. Annem iskeledeydi ve arkadaşımın kafasını sudan çıkatmadan bastırdığımı fark etmiş olacak ki, `kızım` diye seslendi titrek sesiyle (annem benden korkunca sesini titretir), `otobüsüne yarım saat kaldı`. Şaşkın ve nefessiz kalan arkadaşım öksürüp tıksırarak sudan kafasını çıkardı, ben hızla iskeleye yüzüyordum, arkamdan seslendi `bak, sen de dul kaldın ya, sinirlerin bozulmuş`. Arkamı döndüm ama annem benden hızlı davranıp beni yukarı çekiverdi. ÇEKEN BİLİR...

`Dul kadın` provokasyonu, iğrenç bir otobüs yolculuğu ve üstüne İstanbul karmaşasıyla da katil olmadım ya, seviniyorum aslında. Bakalım önümüzdeki ay bu kadar dayanıklı olabilecek miyim? Acaba gerçekten de adet sancısı çekerken suç işlenirse, cezada indirim yapılıyor mu, yoksa bu da Amerikan geyiklerinden biri mi?
Dul kadınlarla ilgili yazmak istediklerimi de yazamadım bu arada, sinirim geçsin yazarım.
Kadınlar aşk yazamaz Dishy dergisi konu yapmış; `kadınlar aşk yazamaz`... Bu konuyla ilgili de yazan-çizen ablalar, abilerle konuşmuşlar ve işte bu noktada hayal kırıklığı yaşadım. Kitaplarını beğenmesem de, salt kitap yazdıklarından dolayı sevdiğim insanların romanlarını yazarken içine girdikleri `eyvah annem okuyacak` tribi, benim neden onların kitaplarına giremediğimi anlatmış oldu.
Aşk derken kastedilen daha çok cinsellikle ilgili konular. Aşkı da anlatırken iki insanı seviştirmeden olmuyor tabii. Burada sığınılan da `etraftan ne derler korkusu` ama ben bunları yemedim. Anlatacak herhangi bir şeyi olan yazarı, hem de okuyucu ile bir kitapta buluşulabilme şansı yakalanmışsa, hiç kimse durduramaz. Kadınların aşkı yazamama durumu ise aşkı yaşayamaması ile ilgilidir. Erkekler aşık olur, aşk acısı çeker, sürünür ve yetenekleri varsa yazar olurlar, kadınlarsa timsah gözyaşları dökerler, sonra da makyajlarını tazelerler. Kadınların yetenekleri olduğu bir konuda bu yeteneklerini saklayabilmeleri mümkün değildir. Kaldı ki, yeteneksiz oldukları konularda bile kadınların özgüveni ve kendine inançları öylesine tamdır ki, ön plana çıkıverirler. Benim mesela bir aşk romanını bırakın, bir aşk şiiri yazmam bile imkansızdır, hatta çeviri bile yapamam çünkü bir kadınım. Bunda utanılacak ne var? Kadınlara aşık olunur, erkekler aşık olurlar ve aşklarına ulaşamayınca da duygularını kağıtlara dökerler. Karşılıksız aşk erkekleri ozan yapar, ayyaş yapar; kadınları `başkasına sevgili`. Kadınlara karşı acımasız bir tavır gibi gelebilir ama maalesef gerçekleri söyleyecek kadar da `erkek` bir kadınım ben.
Dolunayın kimi insanlar üzerinde; gerginlik, kalp çarpıntısı, libido taşkınlığı, melankoli gibi etkiler oluşturduğu bir bilimsel gerçek. E tabi, koskoca denizleri kıyıdan açıklara doğru çeken, okyanusları büzüştüren ay, insanoğlunu hafiften germiş, çok mu yani?

Birçok insanı dolunayın gerçekten de etkilediği doğru olabilir ama kurtadam vaziyeti sanki abartılmış gibi. O kadar da etkilenilmez diye düşünüyorum. Fakat bunu ay hilalken düşünüyorum, dolunay varken gerginliğim o kadar ileri aşamada oluyor ki, değil kurtadam kurt sürüsü çıksa karşıma, elimin tersiyle geçirdiğim gibi yere sererim herhalde. Dolunaydan mı, yoksa hormonal değişimlerden mi bilmiyorum ama ben potansiyel bir `psyco` oluyorum. Aşırı gerginlik, karın şişliği, gözlerde pörtleme, avuç içlerinde kaşıntı (anneme göre bu, çok para kazanacağım demekmiş), hızlı soluma, terleme, akabinde üşüme, reklamları seyrederken ağlama, ağlanacak yerde kahkaha atma, aşırı makyaj yapma isteği, durmadan tatlı yeme ve yetinmeme, tatlı biterse reçel kaşıklama, herkesten nefret etme, tüm arkadaşları arayıp tehdit etme gibi sıralayabileceğim, ufak tefek sempatik değişimler yaşıyorum. Ve her defasında tehdit ettiğim bazı kişilerin kafalarını bedenlerinden ayırdığımı ve sonra cesetten nasıl kurtulacağımı düşündüğümü hayal ediyorum ve cesetten nasıl kurtulacağıma karar verdiğim sırada ya dolunayın etkisi geçiyor veya PMS`in. ADET SANCISI...

Ben yine aynı tatlı, sevecen, iyilik perisi halime geri dönüyorum.
Geçenlerde dolunay sanki inadıma en güzel renklerini sergilerken ve kocaman gözleriyle dünyayı süzerken, kasıklarım ve böbreklerimin ağrısından mütevellit yetmişbeşinci ağrı kesiciyi içtim. Neyse, hafta sonu diye ailemin yanına gitmiştim ve İstanbul`a geri dönmek için doğru dürüst firmalarda otobüs bileti bulamadım. Ailem neden acaba uçakla gidilen bir tatil beldesine gitmez ve acaba onları kessem mi diye düşündüm, sonra hemen her saat başı otobüs kaldıran bir firmadan bilet aldım. Ertesi gün SİESTA`nın sayfalarını hazırlamam gerekiyordu mutlaka dönmeliydim yani. Öğlen vakti otobüse binmeden önce birkaç saat denize girdim ve bir kız arkadaşım geldi yanıma. Kadın hiç durmadan `ne olacak bizim halimiz, neden evlenemiyoruz, gül gibi kadınlarız, ayol bizden iyisini mi bulacaklar, eyvah dul kaldık` falan şeklinde konuşmaya başladı. Bu arada yüzüyoruz yan yana. Ben hızlanıyorum, o hızlanıyor, espriyle karışık `git sinirimi bozma seni boğarım` dedim. Boğma kelimesini `denizde yapılan eşek şakası` ile karıştırıp, eliyle yüzüme su attı. Ben de iki elimle onun yüzüne su attım ama koca bir dalga yemiş gibi oldu suratına. Annem iskeledeydi ve arkadaşımın kafasını sudan çıkatmadan bastırdığımı fark etmiş olacak ki, `kızım` diye seslendi titrek sesiyle (annem benden korkunca sesini titretir), `otobüsüne yarım saat kaldı`. Şaşkın ve nefessiz kalan arkadaşım öksürüp tıksırarak sudan kafasını çıkardı, ben hızla iskeleye yüzüyordum, arkamdan seslendi `bak, sen de dul kaldın ya, sinirlerin bozulmuş`. Arkamı döndüm ama annem benden hızlı davranıp beni yukarı çekiverdi. ÇEKEN BİLİR...

`Dul kadın` provokasyonu, iğrenç bir otobüs yolculuğu ve üstüne İstanbul karmaşasıyla da katil olmadım ya, seviniyorum aslında. Bakalım önümüzdeki ay bu kadar dayanıklı olabilecek miyim? Acaba gerçekten de adet sancısı çekerken suç işlenirse, cezada indirim yapılıyor mu, yoksa bu da Amerikan geyiklerinden biri mi?
Dul kadınlarla ilgili yazmak istediklerimi de yazamadım bu arada, sinirim geçsin yazarım.
Kadınlar aşk yazamaz Dishy dergisi konu yapmış; `kadınlar aşk yazamaz`... Bu konuyla ilgili de yazan-çizen ablalar, abilerle konuşmuşlar ve işte bu noktada hayal kırıklığı yaşadım. Kitaplarını beğenmesem de, salt kitap yazdıklarından dolayı sevdiğim insanların romanlarını yazarken içine girdikleri `eyvah annem okuyacak` tribi, benim neden onların kitaplarına giremediğimi anlatmış oldu.
Aşk derken kastedilen daha çok cinsellikle ilgili konular. Aşkı da anlatırken iki insanı seviştirmeden olmuyor tabii. Burada sığınılan da `etraftan ne derler korkusu` ama ben bunları yemedim. Anlatacak herhangi bir şeyi olan yazarı, hem de okuyucu ile bir kitapta buluşulabilme şansı yakalanmışsa, hiç kimse durduramaz. Kadınların aşkı yazamama durumu ise aşkı yaşayamaması ile ilgilidir. Erkekler aşık olur, aşk acısı çeker, sürünür ve yetenekleri varsa yazar olurlar, kadınlarsa timsah gözyaşları dökerler, sonra da makyajlarını tazelerler. Kadınların yetenekleri olduğu bir konuda bu yeteneklerini saklayabilmeleri mümkün değildir. Kaldı ki, yeteneksiz oldukları konularda bile kadınların özgüveni ve kendine inançları öylesine tamdır ki, ön plana çıkıverirler. Benim mesela bir aşk romanını bırakın, bir aşk şiiri yazmam bile imkansızdır, hatta çeviri bile yapamam çünkü bir kadınım. Bunda utanılacak ne var? Kadınlara aşık olunur, erkekler aşık olurlar ve aşklarına ulaşamayınca da duygularını kağıtlara dökerler. Karşılıksız aşk erkekleri ozan yapar, ayyaş yapar; kadınları `başkasına sevgili`. Kadınlara karşı acımasız bir tavır gibi gelebilir ama maalesef gerçekleri söyleyecek kadar da `erkek` bir kadınım ben.
AŞK ERKEKLERİN İŞİDİR.
Aşk her şekliyle erkeklere özgü bir duygudur ve kadınlar doğaları gereği daha donanımlı ve sağlam olduklarından aşk acısını ve yarasını hemen iyileştirebilirler.
Erkek ise zayıftır ve dayanıksızdır, korkaktır. Aşkını ispatlamak zorundadır, dağları delmek, savaşmak, kendini ve iktidarını ispatlamak zorundadır. Şimdi elimizi vicdanımıza koyarsak görürüz ki, kendini her zaman kanıtlamak zorunda kalan erkekte bu tarz yetenekler gelişmiştir. Kadınlarda ne diye gelişsin ki zaten, milyon yıldır kadınların peşinde koşuyorlar ve daha bir arpa boyu yol alabilmiş değiller. Kullanılmayan organlar gelişmez ve kadın zekasını kullanmaya erkek kadar ihtiyaç duymamıştır. Zaten gelişmemiş haliyle bile, erkekleri maymun edebilme yeteneğimiz ve zekamız vardır doğuştan. Şimdi karşıma geçip de `yok annem kızar`, `komşu teyze ne der` diye palavralar atıp da, aşk yazamamalarının nedenini `arka bahçelerde` aramasınlar.
Ampul değiştirmek, araba tamir etmek ve para kazanmak gibi; aşk yazmak da erkeklerin işidir. Niye uğraşalım ki zaten?
TiP: `Mükemmel adam kadının her söylediğini yapandır.`
Haber Kaynağım : 2005-09-03 Akşam http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=3446,10,93
Erkek ise zayıftır ve dayanıksızdır, korkaktır. Aşkını ispatlamak zorundadır, dağları delmek, savaşmak, kendini ve iktidarını ispatlamak zorundadır. Şimdi elimizi vicdanımıza koyarsak görürüz ki, kendini her zaman kanıtlamak zorunda kalan erkekte bu tarz yetenekler gelişmiştir. Kadınlarda ne diye gelişsin ki zaten, milyon yıldır kadınların peşinde koşuyorlar ve daha bir arpa boyu yol alabilmiş değiller. Kullanılmayan organlar gelişmez ve kadın zekasını kullanmaya erkek kadar ihtiyaç duymamıştır. Zaten gelişmemiş haliyle bile, erkekleri maymun edebilme yeteneğimiz ve zekamız vardır doğuştan. Şimdi karşıma geçip de `yok annem kızar`, `komşu teyze ne der` diye palavralar atıp da, aşk yazamamalarının nedenini `arka bahçelerde` aramasınlar.
Ampul değiştirmek, araba tamir etmek ve para kazanmak gibi; aşk yazmak da erkeklerin işidir. Niye uğraşalım ki zaten?
TiP: `Mükemmel adam kadının her söylediğini yapandır.`
Haber Kaynağım : 2005-09-03 Akşam http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=3446,10,93